"...sultanların sultanı, ümmetin koruyucusu, insanların koruyucusu, ülkenin hamisi, her tarafta emniyeti sağlayan, ihsanı yayan, yüce izzet sahibi, nesebi ulu, makamı temiz, fetihler sahibi, bahtiyar sultan Kılıç Arslan’ın torunu, din ve dünyanın yardımcısı Keyhüsrev’in oğlu Alâeddin Keykubad’dır."
el-Osmânî ez-Zencânî

Halı Sanatı

ANADOLU SELÇUKLU HALI SANATI

Hazırlayan Selman Kardeşlik

 

Halı Dokumacılığının Tarihi Gelişim Süreci:

 

İnsanoğlunun günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce yerleşik hayata geçerek hayvanları evcilleştirmesiyle birlikte dokumacılık sanatı da doğup gelişmiştir. Ancak ilk başlarda saz, kamış ve bitki liflerinden hasır dokumacılığının başladığı, daha sonra düz dokuma tekniklerinin geliştiği ve en son düğümlü halının keşfedildiği anlaşılmaktadır. Dokumacılık ilk başlarda insanoğlunun gereksinimi sonucu doğmuş olsa da daha sonraları gelişip zenginleşerek ihtiyaç olmaktan çok, tüm yaşam biçiminde yer bulan sosyal ve sanatsal bir kimlik olmuştur.

Dokumacılığın ilk izleri Anadolu’da görülür. Konya – Çatalhöyük yerleşiminde yapılan arkeolojik kazılarda M.Ö.7.bin yıla tarihlenen dokuma ağırşakları, iğneler ve yün bükme aletlerinin bulunması, ayrıca dokuma parçacıklarının ele geçmesi dokumacılığın insan hayatında yerini aldığını kanıtlamaktadır. Firig Uygarlığının başkenti olan Gordion kazılarında da M.Ö.8-7.yüzyıla tarihlenen geometrik desenli yün ve keten dokuma parçaları bulunmuştur. Kayıtlarda ‘Tapetenes’ veya ‘Tapestry’ olarak geçen Firiglerin halı ve kilimleri, dünya sanat tarihinde adından söz ettirmiştir.

Ayrıca M.Ö.1400’lerde Eski Mısır sanatında rastlanan dokuma tezgahı tasviri ve ‘Kopt’ adı verilen düz dokuma örnekleri, Anadolu dışında Mısır’da da dokuma sanatının köklü bir geçmişe sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Yunan kaynaklarında Doğu’nun halıları için ‘Doğu’nun Lüksü’ tabiri kullanılmaktadır. Yunanlı yazar Homeros, M.Ö.9.yüzyılda halıdan bahsetmekte, yine Yunanlı tarihçi ve anı yazarı Xenephon da M.Ö.4.yüzyılda halıdan söz etmektedir. M.Ö.8.yüzyılda Asur fresklerinde de halı tasvirleri görülmektedir.

Dünyanın bilinen en eski sağlam halısı ise, Orta Asya’da ‘Pazırık Kurganları’ adı verilen mezarlarda yapılan arkeolojik kazılarla ele geçmiştir. Hun Türklerine ait mezarda ele geçen bu halı, aynı zamanda dünyanın en eski düğümlü halısı olması itibariyle oldukça önem taşır. M.Ö. 5-3. yüzyıllar arasına tarihlenen pazırık halısını kimi araştırmacılar İskitlere; bazı araştırmacılar da Asya Hun Türklerine mal ederler.

Pazırık halısından sonra bilinen düğümlü halı örnekleri, Doğu Türkistan’da ele geçen küçük parçalardır. M.S. 3-6. yüzyıllar arasına tarihlenen bu örnekler, yalın geometrik motifleri ve parlak renkleri ile dikkati çekerler.

Ayrıca Mısır Fustat’ta ve Irak Samerra’da bulunan, 8-10. yüzyıllar arasına tarihlenen bazı İslami dönemin halı parçaları, Orta Asya’da bulunan halı örnekleri gibi tek argaç üzerine düğümleme tekniği ve geometrik desenleri ile dikkati çeker. Halı sanatındaki bu düğümleme tekniğinin Abbasiler döneminde Orta Asya’dan göç eden Türkler tarafından İslam Dünyasına ve Anadolu’ya taşındığı anlaşılmaktadır. Böylece bu teknik Anadolu Halı sanatının düzenli ve sürekli gelişmesinin en büyük dayanağı olmuştur.

Anadolu halı sanatının ilk önemli eserleri ise 13 ve 14. yüzyıllarda Anadolu Selçukluları döneminde Konya, Beyşehir, Aksaray ve Sivas’ta dokunur. Dünyada zamanın en muhteşem halılarının dokunduğu bu dönem, aslında dünya halı sanatının da ilk parlak devri sayılır. Renk ve motif bakımından oldukça göz kamaştırıcı olan Anadolu Selçuklu halılarına anıtsal nitelik kazandıran karakteristik özellik, geniş bordür ve iri kûfi yazı dekorudur. Ayrıca kompozisyonu zengin, aynı rengin farklı tonları bir arada uyumlu bir şekilde uygulanmıştır. İlkin Konya Grubu ( 8 adet ) ile keşfedilen Anadolu Selçuklu halıları, akabinde Beyşehir ( 3 adet ), Fustat ( 7 parça ) ve Sivas ( 5 adet ) grubu ile dünya bilim literatüründe yerini alır.

Son yıllarda yapılan araştırmalarla keşfedilen, Tibet Grubu olarak nitelenen ve 12-14. yüzyıllar arasına tarihlendirilen 5 adet halının da teknik özellikleri, renk ve dekor bakımından diğer Anadolu Selçuklu halılarıyla ortak karaktere sahip olduğu bilinmektedir. Bu nedenle bu grubun sipariş üzerine Anadolu’da dokunarak Orta Asya’ya ihraç edildiği düşünülmektedir.

Anadolu’da Selçuklu halılarının yerini 14.yüzyılın ortasından itibaren hayvan figürlü halılar alır. 14.yüzyıl başlarında Anadolu Selçuklu devletinin zayıflaması ve Anadolu birliğini bozan Moğol istilası, klasik Selçuklu sanatının yanında yeni bir sanat üslubunu doğurur. Kökeni Orta Asya ve Uzak Doğu’ya dayanan hayvan figürlü halılar görülmeye başlanır. Aslında Anadolu Selçukluları döneminden itibaren görülen hayvan figürlü halılar, özellikle 14 ve 15.yüzyıl boyunca yurt dışına ihraç edilmek üzere dokunmuştur. Crivelli, Carpaccio, Ferrara, Lorenzetti, Huguet ve Buonacorso gibi Avrupalı ressamların tablolarında hayvan figürlü halılarla karşılaşıyoruz..

Anadolu’da 15.yüzyılda Crivelli, Memling, Holbein, Lotto ve Bellini gibi Avrupalı ressamların tablolarında da gördüğümüz geometrik desenli halılar ortaya çıkar. Bu tip halılar, daha çok Batı Anadolu’da görülmekle birlikte Orta Anadolu ve Doğu Anadolu’da da dokunmuşlardır.

Anadolu Halı Sanatı’nın ikinci ve en önemli parlak devri, 16.yüzyılda Uşak halıları ile başlar ve 17.yüzyıl boyunca devam eder. Özellikle ‘madalyonlu’ ve ‘yıldızlı’ olarak nitelenen iki ana grupta gelişen Uşak halıları, 16 ve 17.yy. boyunca dünya halı sanatının öncülüğünü yapmıştır. Dünyanın dört bir tarafından sipariş edilen Uşak halıları, Avrupalı ressamların tablolarında da sık sık görülmektedir.

 

SELÇUKLU HALILARI

 

11.yüzyıldan itibaren halı sanatı, Selçuklu Türklerinin hakimiyeti ile ve onlarla birlikte Orta Asya’dan batıya doğru yayılmıştır. Yalnız Büyük Selçuklulardan günümüze hiçbir eser kalmamıştır. Belki de Moğol istilası, Büyük Selçuklularının halı, kilim ve tekstil ürünlerinin yok olmasına sebep olmuştur. Fakat 14-15. yüzyıl minyatürlerinde görülen halı tasvirlerinin, 11-12. yüzyıl Büyük Selçuklularının devrinde olması gereken orijinal halıların örnekleri olduğu düşünülebilir. Minyatürlerdeki halı tasvirlerinde görülen geometrik şekiller ve özellikle kufi yazılı bordürler, Anadolu Selçukluları döneminde dokunan halılar ile devam ettirilmiştir. Bu hususlar, Büyük Selçuklular zamanında yerleşmiş ve geliştirilmiş bir düğümlü halı geleneğinin mevcut olduğunu açıklar. Anadolu Selçukluları zamanından ve 13.yüzyıldan kalan orijinal parçalarla tanıdığımız Selçuklu halı sanatı, devamlı gelişmelerle daha sonraki halı sanatına sağlam bir temel olmuştur.

Anadolu halı sanatının ilk önemli örnekleri 13. yüzyılda Anadolu Selçukluları döneminde Konya’da ortaya çıkmıştır. 13 ve 14. yüzyıl boyunca Konya başta olmak üzere Beyşehir, Sivas ve Aksaray’da dokunmuştur. Tümü Gördes düğümü ile dokunan halılar, renk ve dekor bakımından göz kamaştırıcıdır. Renkler az kullanılmış olmasına rağmen aynı rengin farklı tonları bir arada uyumlu bir şekilde uygulanmıştır. Mavi ve kırmızı, halılardaki ana renklerdir. Bezen de sarı ve yeşil renkler kullanılmıştır. Anadolu Selçuklu halılarının en karakteristik özelliği geniş bordür ve iri kufi yazı dekorudur. Selçuklu halılarına anıtsal bir nitelik kazandırılan bu kufi yazı, başlangıçta uçları ok başı biçiminde üçgenlerle sonlanan katı bir biçimde iken, daha sonra değişimlere uğrayarak 14. yüzyılda örgülü ve çiçekli kufi olarak devam eder. Kufi bordür dışında Selçuklu halılarında baklavalar, sekiz köşeli yıldızlar ve uçları çengelli sekizgenler gibi motifler zemin kompozisyonunu oluşturur. Ana zemini dolduran bu motifler sonsuzluğu ifade edecek şekilde yan yana ve üst üste sıralanmıştır.

Birçok yazılı kaynakta 13.yüzyılda Konya, Beyşehir, Aksaray ve Sivas’ta dokunan Anadolu Selçuklu halılarından övgüyle bahsedilir. 1271 yılında Anadolu’yu gezen Venedikli tüccar Marco Polo, Türkomanya adını verdiği Sivas ve çevresinde dünyanın en kaliteli ve en güzel halılarının dokunduğunu belirtmektedir. İslam tarihçisi Ebul Fida, 1274 yılında ölen coğrafyacı İbn-i Said’ten naklederken Aksaray’da çok güzel Türkmen halıları dokunup dünyanın her ülkesine ihraç edildiğini ifade etmektedir. 14.yüzyıl başında Anadolu’yu gezen ünlü seyyahlardan İbn-i Batuta da aynı şekilde bu halılardan hayranlıkla bahsederek Mısır, Suriye, Irak, İran, Hindistan ve Çin’e kadar birçok ülkeye ihraç yapıldığını belirtmektedir.

Anadolu halılarının 13.yüzyıldan itibaren Batı ülkelerine satıldığı kaynaklarda geçmektedir. Ancak Anadolu halılarının markalaşıp Avrupa ressamlarının tablolarında görülmesi 14.yüzyılı bulmuştur. Üstelik Anadolu halılarının Avrupalı aristokratlar için bir prestij simgesi haline gelmesi fazla zaman almamıştır. Anadolu halılarını batıya taşıyanlar Venedikliler olmuştur. 13.yüzyıl başından 15.yüzyıl ortalarına kadar deniz ticaretinde İtalya egemen bir rol almıştır. Bu durum, Avrupa’da İtalya’nın neden Doğu halılarının ilk yayılma bölgesi ve transit merkezi olduğunu yeterince açıklar. İtalya müzeleri ve kiliselerindeki zengin halı koleksiyonları, arşiv kayıtları, İtalyan tablo ve freskleri bu olguyu kanıtlamaktadır. Venedik tüccarları ile yapılan ticaret anlaşmalarında Anadolu halısı, en önemli ticaret mallarındandı. Batılı saray ve kilise envanterlerinde ve batılı ressamların tablolarında 14.yüzyıldan itibaren Doğu tekstil ve halılarının gittikçe daha çok yer aldığını görmekteyiz. Gerek Tebriz ve Herat minyatürlerinde, gerekse Avrupalı ressamların tablo ve fresklerinde ile bazı Selçuklu dönemi yazmalarında Selçuklu halılarının tasvirleri ile karşılaşıyoruz. Örneğin İstanbul Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan 13.yüzyıl Makamat minyatüründe Konya Selçuklu halı grubuna benzeyen, karakteristik kufi bordürlü ve geometrik zemin dolgulu bir Selçuklu halısı tasvir edilmiştir. Yine 1304 tarihli Padua Arena kilisesindeki Giotto freskinde bir Selçuklu halısı bariz görülmektedir. 14.yüzyıl başlarına tarihlenen Demotte Şahnamesi yazmasında da kufi bordürlü bir Selçuklu halısı tasvir edilmiştir. Ayrıca Anadolu Selçuklu halılarının değişik örnekleri, 14-15.yüzyıl Kirman, Tebriz ve Herat minyatürlerinde görülmektedir.

İlkin Konya Grubu ile keşfedilen Anadolu Selçuklu halıları, akabinde Beyşehir, Fustat ve Sivas grubu ile dünya bilim literatüründe yerini alır. Son yıllarda yapılan araştırmalarla keşfedilen ve Tibet Grubu olarak nitelenen halılar, Selçuklu halı sanatına yeni bir vizyon kazandırmıştır. Konya, Beyşehir ve Fustat grubu Selçuklu halılarının teknik ve dekoratif özellikleri ortak bir karaktere sahip olmalarına rağmen detaylarda farklılık gösterirler. Hepsinin Gördes düğümü ile ve sadece yün malzeme kullanılarak yapılmış olmaları, çözgülerin sarımtırak beyaz ve kahverengi, atkıların kırmızı renkte yünden olması teknik benzerlikleridir. Geometrik motifler veya geometrik bir üsluplaşmaya uğramış bitkisel motifler ve özellikle kufi dekor ve geleneği ortak özellikleridir. Bu özellikler, Selçuklu halılarının 14.yüzyıla kadar tarihlendirilebilen sürekliliğini ortaya koymaktadır.

 

Konya Grubu Selçuklu Halıları:

 

 

Dünyada çok az sayıda kalmış olan Anadolu Selçuklu halılarının en önemli ve en anıtsal grubu, Konya Grubu’dur. Bu grup, Konya Alaaddin Camii’nden gelen ve bugün Türk-İslam Eserleri Müzesinde sergilenen 8 adet halıdır. 1905 yılında Alman konsolosu Loytved tarafından keşfedilmiştir. Halılardan üçü bütün, beş adedi parça halindedir. Tümü Gördes düğümü ile dokunmuştur. Argaçlar beyaz, kalın ve sert iki yün iplikten, arışlar da kırmızı ve sert iki yün iplikten bükülmüştür. 10 cm. kareye yaklaşık 840 düğüm düşmektedir. Renk ve dekor bakımından zengindirler. Mavi ve kırmızı, halılardaki ana renklerdir. Zemin rengi genellikle kırmızı ve mavidir. Motiflerde de kırmızı, mavi, sarı ve yeşil renkler kullanılmıştır. Çok az renk kullanılmış olmasına rağmen, aynı rengin çeşitli nüanslarıyla büyük bir zenginlik etkisi uyandırılmıştır. Dekorları meydana getiren motifler, baklavalar, sekiz köşeli yıldızlar, uçları çengelli sekizgenler gibi sık görülen sert karakterli geometrik motiflerdir. Bazen geometrik şemaya uydurulmuş bitki motiflerine de yer verilmiştir. Tüm bu desenler her halıda farklı yerlerde ve Türk bezemesine özgü sonsuzluk ilkesi içinde dokunmuştur. Konya Selçuklu halılarına anıtsal ve karakteristik manzarasını veren özellik, bordürlerindeki iri kûfi yazı kuşağıdır. Selçuklu halılarının karakteristik özelliği olan kûfi yazı dekoru, ilk başlarda uçları ok başını andıran sivri üçgenlerle sonlanarak sert ve arkaik bir karakter çizerken daha geç dönemde çeşitlenerek ve esnekleşerek devam etmiştir. Hatta Selçuklu kûfi yazıdan gelişen bordürler, 17.yüzyıla kadar Anadolu halılarında devam etmiştir. Bu Konya Selçuklu halı grubu, büyük ihtimalle 1220 yıllarında sultan Alaaddin Keykubat tarafından Konya Alaaddin Camisine bağışlanmış olmalıdır.

 

 

Beyşehir Grubu Selçuklu Halıları:

 

 

Anadolu Selçuklularından kalan ve parça halindeki 3 adet halı, 1930’da R.M. Riefstahl tarafından Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nde bulunarak Konya Mevlana Müzesine alınmıştır. Bu üç halı da Konya Selçuklu halılarıyla renk, desen ve teknik açıdan benzer karakterdedir. Beyşehir Eşrefoğlu Camii, 13.yüzyılın sonlarında yapıldığına göre halılar da 13.yüzyıl sonunda dokunmuş olmalıdır. İkisi Konya Etnografya Müzesinde olan halılardan üçüncüsü kayıp iken son yıllarda özel Keir koleksiyonunda bulunarak yayınlanmıştır. Yine Riefstahl tarafından diğer halılarla beraber keşfedilen ve bugün Konya Etnografya Müzesinde sergilenen dördüncü halı, Selçuklu halıları karakterinde olmasına rağmen, 15. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Ancak son yıllarda bu halının da 13-14. yüzyıllar arasında dokunan bir Selçuklu halısı olabileceği bazı araştırmacılar tarafından düşünülmektedir.

 

Fustat Grubu Selçuklu Halıları:

 

 

Konya ve Beyşehir grubunun dışında Mısır Fustat (eski Kahire)’ta küçük parçalar halinde bulunan ve dünyanın değişik müzelerinde sergilenen 7 adet Anadolu Selçuklu halı parçaları vardır. Selçuklu halılarının yün malzeme ve Gördes düğüm tekniğiyle dokunmuşlardır. 1935-36 yıllarında Fustat’ta ele geçen 100 den fazla halı parçalarında bir kısmı Lamm tarafından İsveç’e götürülmüştür. Önemli bir kısmı, Stockholm Milli Müzesinde yer alan halılardan bir grup Kahire İslam Sanatları, başka bir grup New York Metropolitan, bir kısımda Atina Benaki Müzesinde bulunmaktadır. Tanıtılmamış ve yayınlanmamış olan Benaki müzesinde halılar, hala gizemini korumaktadır. İsveç müzelerinde yer alan ve Lamm tarafından yayınlanan 29 parça halı, 13-15. yüzyıllar arasında Anadolu’dan ithal edilmiş halılardır. Bu halılardan 7 parça, araştırmacılar tarafından tanımlanarak, 13. yüzyıl Selçuklu halısı olduğu tespit edilmiştir. 7 adet bu Selçuklu halılarından 6’sı Stockholm National Museum, biri de Göthenburg Röhss Museum’dadır. Eski yazılı kaynaklardan hareketle bazı araştırmacılar, Fustat grubu halılarının Aksaray’da dokunmuş olabileceği ihtimali üzerinde durmaktadırlar. Anadolu Selçuklu halılarının Venedikliler tarafından Alanya limanı üzerinden Avrupa’ya ve diğer ülkelere ihraç edildiği ve Fustat’ta bulunan halıların da bu dönemden olduğu anlaşılmaktadır. 14. yüzyıl sonlarında kadı Şerafüddin İsa’nın arşivi, bize Anadolu’dan ithal edilmiş halılar hakkında ilginç bilgiler sağlamaktadır. Ayrıca 1341’de Mısır emiri Seyfeddin Kusun’un sarayında Anadolu, Diyarbakır ve Şiraz halıları kayıtlarda yer almaktadır. Yine başka bir kayıtta Mescid’ül Aksa’ya vakfedilen Aksaray halılarından bahsedilir.

 

Tibet Grubu Selçuklu Halıları:

 

 

Avrupa resminde Anadolu halılarının görülmesi 14.yüzyılda İtalyan ressamlarla başlar ve eski hayvan figürlü halılar adı ile tanınır. Son yıllarda yapılan araştırmalarla keşfedilen ve Tibet Grubu olarak nitelenen ve 12-14. yüzyıllar arasına tarihlendirilen 5 adet Anadolu Selçuklu halısı tespit edilmiştir. İlk kez Michael Franses, daha sonra da Oktay Aslanapa tarafından yayınlanmıştır. İki adedi New york Metropolitan Müzesinde, biri Kircheim özel koleksiyonda, bir tanesi Eskenazi-Orient Stars koleksiyonu ve bir diğeri de Marie Hacksher - Bruşettine koleksiyonunda yer alan bu halılar, teknik özellikleri, renk ve dekor bakımından diğer Anadolu Selçuklu halılarıyla ortak karaktere sahiptir. Bu nedenle bu grubun sipariş üzerine Anadolu’da dokunarak Orta Asya’ya ihraç edildiği anlaşılmaktadır. Tibet Budist manastırlarında bulunarak dünya müzeleri ve özel koleksiyonerlere astronomik rakamlarla satılan halılar, esrarengiz desenli, hayvan içinde hayvan figürlerinin işlendiği, ikisi kufi bordürlü, bir tanesinde de ileri derecede stilize edilmiş insan yüzlerinin yer aldığı mitolojik tasvirlerle görülmektedir. Bu Tibet grubu halılar, Anadolu’dan gelmedir. Yünün cinsi, teknik dekor ve renk bakımından Anadolu Selçuklu halıları ile aynı özellikleri gösterir. Yapılan testlere göre bunlar, 13. ortalarındaki tarihlere işaret etmektedir. Camiler için dokunduklarından figürsüz olan Konya, Beyşehir ve Sivas grubu halıları yanında Tibet grubu halıların sipariş üzerine bu garip figürlü yaratıklar kompozisyonu ile hazırlanmış olmalıdır. Sipariş olmadan bu halıların Anadolu’da dokunup Tibet’e gönderilmeleri düşünülemez. Bu grubun keşfedilmesi, Anadolu Selçuklu halıları ile hayvan figürlü halıları arasındaki zincire bir halka eklemiştir.

 

Sivas Grubu Selçuklu Halıları:

 

Ayrıca son yıllarda yapılan araştırmalar neticesinde Vakıflar Halı Müzesi’nde de Anadolu Selçuklu halılarının mevcut olduğu kabul edilmektedir. Yeni keşfedilen halılar ışığında bilgi birikimi ve ‘carbon testi’ adı verilen teknik analiz sayesinde dönemsel olarak yerine oturan karakteristik Selçuklu halılarının birbiriyle karşılaştırılarak değerlendirilmesi sonucu yeniden tarihlendirilen ve Anadolu Selçuklu halılarından olduğu kabul edilen 5 adet halı, Anadolu Selçuklu halılarına yeni keşfedilen bir grup olarak literatüre geçmiştir. Bu 5 adet halı Divriği Ulu Camii’nden geldiği için ‘Sivas-Divriği Grubu’ olarak adlandırmak mümkündür. Marco Polo, 13.yüzyılda Anadolu’dan Türkomanya diye bahsederken Sivas ve çevresinde dokunan ve dünyanın en güzel halıları dediği halılardan bahseder.

Müzedeki en önemli örnek, A.344 envanter numaralı halıdır. 380x230 cm. ölçülerindeki halı, İran Sine düğümü ile dokunmuştur. 13.yüzyılda Doğu Anadolu’da dokunmuş olmalıdır. Veya 13.yüzyılda Sivas’tan geçen Marco Polo’nun halılarını methettiği eski bir yerleşim merkezinde dokunmuş olabilir. Kiremit kırmızısı zeminde büyük ve küçük sekizgenler kaydırılmış eksenler üzerinde sonsuzluğu ifade edecek şekilde sıralanır. Sekizgenlerin içine de sekiz köşeli örgülü yıldızlar işlenmiştir. Sekizgenlerin etrafında ise stilize servi ağacı ve stilize lotus motifleri radial ve simetrik olarak sıralanır. Halının bordüründe ise köşe dönüşleri gayet başarılı, Selçuklu karakterinde örgülü kufi dekor bulunur. Halının motif ve kompozisyonu, karakteristik Selçuklu mimari süslemeleri ve çini bezeme unsurlarıyla benzer özellikler taşır.

 

 

 

 

Vakıflar Halı Müzesindeki bir başka önemli örnek ise A.217 envanter numaralı halıdır. 13.yüzyılda Doğu Anadolu’da Gördes düğümü ile dokunan halı, 340x200 cm. ölçüsündedir. Halının kırmızı zeminine iki büyük sekizgen şeklinde işlenen geometrik motifin köşelerini kareye tamamlayan köşebentler vardır. Büyük sekizgen madalyonların merkezinde sekiz kollu bir yıldız bulunur. Yıldızın kolları uzatılarak çarkıfelek oluşturulmuştur. Çarkıfelek şeklindeki girift örgünün çevresinde de iki sıra halinde yörüngesinde dönen sekiz kollu yıldızlar bulunur. Halının zeminine işlenen iki büyük sekizgenle, bir mimari kubbe ve kasnaklarının tromplu geçişlerinin anlatıldığı düşünülmektedir. Halıda dikkati çeken en önemli özellik, Selçukluların karakteristik özelliği olan kufi yazı dekorudur. Halını bordüründe görülen kufi etrafı, sarı-lacivert renkte şaşırtmalı olarak işlenmiş stilize lotus-palmet motifleri ile çevrelenmiştir. Bu iki sekizgen kompozisyonla yazı dekorunun aynı ve benzerlerini, Konya, Sivas, Tokat ve Kayseri’deki Selçuklu mimari bezeme unsurlarında da görmek mümkündür. Dokuma tekniği, kompozisyonu ve renkleri bakımından Anadolu Selçuklu halılarına uymaktadır.

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

ACAR, Belkıs: Divriğ Ulu Camii’ndeki Halı ve Kilimler, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Ankara 1979, s.159-230.

ASLANAPA, Oktay: Türk Halı Sanatının Bin Yılı, İstanbul, 2005.

ASLANAPA, Oktay :"Türk Halı Sanatında Yeni Gelişmeler ", Sanatsal Mozaik, sayı:19, s. 54-57.

ASLANAPA, Oktay: Türk Halı Sanatında Yeni Keşifler", Arış 2, Ankara 1997, s. 10-14.

ASLANAPA, Oktay: Osmanlı Saray Halıları Meselesi, Milletlerarası Birinci Türk Sanatları Kongresi, Tebliğler, Ankara, 1962, s.28-32.

ASLANAPA, Oktay – DURUL, Yusuf: Selçuklu Halıları, İstanbul, 2005.

BALPINAR, Belkıs-HİRSCH, Udo: Vakıflar Genel Müdürlüğü Halı Müzesi Kataloğu, Almanya Wesel 1989.

BALPINAR, Belkıs-HİRSCH, Udo: Vakıflar Genel Müdürlüğü Kilim ve Düz Dokuma Yaygılar Müzesi Kataloğu, Almanya Wesel 1982.

BAYRAKTAROĞLU, Suzan: ‘Halı Sanatı’ Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemi Uygarlığı, Cilt II, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2006, s.553-563.

BAYRAKTAROĞLU, Suzan / ÖZÇELİK, Serpil: Halı Müzesi İle Kilim ve Düz Dokuma Yaygılar Müzesi Kataloğu, Ankara 2007.

DENİZ, Bekir: Anadolu Selçuklu Halıları, Selçuklu Çağında Anadolu Sanatı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2008.

DİYARBEKİRLİ, Nejat: New Light on the Pazyryk Carpet, Halı, I/3, London 1978, pp.216-221.

DİYARBEKİRLİ, Nejat: Pazırık Halısı, Türk Dünya Araştırmaları, 32, İstanbul 1984, s.1-8.

ERTUĞ, Ahmet: Turkish Carpets, from the 13th-18th centuries, İstanbul 1996.

İNALCIK, Halil: Türkiye Tekstil Tarihi, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2008.

İslam Ansiklopedisi: 15.Cilt, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1997, s.251-262.

KARDEŞLİK, Selman: Vakıflar Halı Müzesinde Konservasyon Çalışmaları ve Yeni Keşfedilen Selçuklu Halıları, Vakıf Restorasyon Yıllığı, Sayı I, İstanbul 2010, s.111-120.

KARDEŞLİK, Selman: Vakıflar Halı Müzesinde Selçuklu ve Selçuklu Geleneğindeki Halılarda Kozmolojik ve İkonografik Boyut, Vakıf Restorasyon Yıllığı, Sayı II, İstanbul 2011

KUBAN, Doğan: Selçuklu Çağında Anadolu Sanatı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2008.

MİLLS, John: ‘Turkish Carpets in the Painting of Western Europe’ Turkish Carpets from the 13th-18th Centuries, İstanbul,1996.

RAGETH, J: Anatolian Kilims and Radiocarbon Dating, Basel 1990.

SÖZEN, Metin: Geleneksel Türk El Sanatları, Golden Horn Yayınları, İstanbul 1998.

TÜRKMEN, Nalan: Türk Halı Sanatının Tarihsel Gelişimi, Türk Kültür ve Sanatından Kesitler, İstanbul 2002, s.90-96.

ÖNDER, Mehmet: Selçuklu Devri Konya Halıları, Türk Etnografya Dergisi, VII-VIII, Ankara, 1964-1965, s.46-49.

YETKİN, Şerare: Historical Turkish Carpets, İstanbul 1981.

YETKİN, Şerare: Selçuklu Halıları İle İlgili Yeni Buluntular, Türk Etnografya Dergisi, LII-LIX, Ankara, 1984, s.65-68.

YETKİN, Şerare: Türk Halı Sanatı, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1991.

 

Haberler

Selçuklular Sergisi açıldı...

İHTİŞAMLI BİR İMPARATORLUK, GÖRKEMLİ BİR MİRAS

ASYEP 360 kapsamında ilk çekimler tamamlandı!...

Altı Anadolu Selçuklu yapısının 360 derecelik iç ve dış mekan görüntüleri ASYEP sayfasında erişime açıldı

Anadolu Selçuklu Uygarlığı ve ASYEP Çalışmaları Ko...

Anadolu Selçuklu Uygarlığı, eserleri ve ASYEP çalışmalarına ait bilgiler aktarıldı.

Osmanlı Beyliği Mimarisinde Anadolu Selçuklu Gelen...

Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünü 1996 yılında tamamlayan Doç. Dr Sema GÜNDÜZ KÜSKÜ’nün yazığı eser Osmanlı mimarisinde..

XVIII. Ortaçağ ve Türk Dönemi Kazıları ve Sanat Ta...

22-25 Ekim 2014 tarihleri arasında Aydın’da, Adnan Menderes Üniversitesi Merkez Kampüsü’ndeki Atatürk Kongre Merkezi’nde, Sanat Tarihi Bölümü tarafından düzenlenecektir.

Cerrâh-Nâme...

15. yüzyılın başında yazılan/resmedilen minyatürlü bir eser olan Cerrah-name cerrahi yöntemlerden ve ağırlıklı olarak ilaç yapımı..


Tüm Haberler


Bizden Haberdar Olun!