"Konya kentinde olağanüstü yapılar, çeşitli kişilere ait çok sayıda tablo ve resim var. Bunlar, öyle ki, bir konuşmadıkları kalıyor."
Antalya Patriği Makari

Mevlâna Celâleddin Rûmî

(Öl. 672/1273)

 

Mevlâna, Mesnevî 'nin girişinde adını Muhammed b. Muhammed b. Hüseyin el-Belhî olarak kaydetmiştir. Mahlası Celâleddin, “Efendimiz” manasındaki “Mevlâna” unvanı ise onu yüceltmek için söylenmiştir. “Sultan” manasına gelen “Hüdâvendigâr” unvanı da Mevlâna'ya babası tarafından verilmiştir. Doğdu şehre nispetle “Belhî”, hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Anadolu'ya nispetle de “Rûmî, Mevlâna-i Rûmî, Mevlâna-i Rûm” ve müderris olması sebebiyle de “Molla Hünkâr, Mollâ-yı Rûm” gibi unvanlarla anılmaktadır.

 

Mevlâna'nın eserlerinde kendisi hakkında verdiği bilgilerin dışında, Menâkıbü'l-‘ârifîn ve Ferîdûn-î Sipehsâlâr'ın Risâle 'sinde Mevlâna'ya ait bol miktarda bilgi olmasına rağmen birinci elden bilgiye oğlu Sultan Veled'in İbtidânâmesi 'nden ulaşılmaktadır.

 

Babası ile Anadolu'ya gelen Mevlâna Erzincan Akşehir'den sonra Lârende'ye gelerek burada yaklaşık yedi yıl kadar ikamet etmiştir. Kaynaklarda bazı farklılıklar olsa da Mevlâna'nın uzun sayılacak bir süre burada yaşadığı ve evlendiği belirtilir. Annesi Mümine Hatun da Lârende'de vefat etmiş ve defnedildiği yer daha sonra Karaman Mevlevihanesi olarak düzenlenmiştir.

 

I. Alâeddin Keykubad'ın daveti üzerine Konya'ya babası ile giden Mevlâna, babasının ölümünden sonra daha da ön plana çıkarak, medresede müderislik yapmakta ve halka dersler vermektedir. Eflâki, Mevlâna ve babasının Konya'da ilk Şekerciler Hanı'na yerleşmiş olduklarını bildirir.

 

Mevlâna'nın Şems-i Tebrizî ile tanışmasından sonra medresedeki derslerine ve halka verdiği vaazlara son vermiş bunun üzerine Konya halkının Tebrizî'ye karşı kinlenmesi sebebiyle, Tebrizî ansızın ortadan kaybolmuştur. Şems sonra geri Konya'ya dönmüş olsa da tekrar ortadan kaybolmuştur. Şems'in ortadan kaybolması Mevlâna'yı çok etkilemiştir. Tebrizi'den sonra Selahaddin Zerkubî ve Hüsameddin Çelebi Mevlana'nın yakınında yer almıştır. Zaten Mevlâna, Mesnevî 'nin önsözünde eserin yazılmasında Hüsameddin Çelebi'nin yardımlarını belirtir. Eflaki'de Mesnevi 'nin Mevlana'nın söyleyip Hüsameddin Çelebi'nin yazdığını ve daha sonra beraber gözden geçirdiklerini belirtir.

 

Günümüzde Mevlâna'nın Türk olup olmadığı yönünde çıkan tartışmada araştırmacılar şu rubaiye dayanarak çeşitli görüşler belirtmişlerdir. “Beni yabancı sanmayınız, ben bu mahalledenim. Sizin mahallenizde evimi arıyorum. Her ne kadar düşman görünüyorsam da düşman değilim. Her ne kadar Hintçe söylüyorsam da aslım Türktür.” Kimi araştırmacılar bu rubaiye dayanarak Mevlâna'nın Türk olduğunu, bazı araştırmacılar da rubaideki Türk kelimesinin farklı anlama geldiğini, aslında burada Türk ırkına ruh yakınlığının dile getirildiğini belirtirler.

 

Birçok kaynakta Mevlâna, Mevlevi tarikatının kurucusu olarak kabul edilse de Mevlâna hayatta iken bir tarikatten tam anlamı ile söz etmek aslında imkân dâhilinde değildir. Tarikatın kurulma sürecini Mevlâna'nın ölümünden sonra ilk başlatan Hüsameddin Çelebi olmuştur. Sonrasında da Sultan Veled vakıf gelirlerini yükseltmek ve elden çıkanları geri alabilmek için Moğollarla, Selçuklu hanedanı ve çeşitli beylerle ilişkiler kurup, çeşitli illere gönderdiği halifelere zaviyeler kurdurarak Mevleviliği yaymaya başlamıştır. Fakat Mevlevilik tarikatında asıl dönüm noktası, Ulu Arif Çelebi'nin irşâd makamına geçmesi ile gerçekleşmiştir.

 

Mevlâna hilafet makamını Hüsameddin Çelebi'ye devrettikten sonra, Sultan Veled'e göre dokuz yıl sonra rahatsızlanarak 5 Cemâziyelahir /17 Aralık 1273 tarihinde vefat etmiştir.

 

Eserleri

 

Mevlâna'nın tüm eserleri Farsça olmakla birlikte şiirleri ve mektupları arasında Arapça yazılmış olanlarda mevcuttur. Mevlâna'nın gazel ve rubailerinden oluşan Dîvân-ı Kebîr geniş hacimli olduğu için bu isimle anılmıştır. Ayrıca şiirlerinde Şems, Şems-i Tebrizi mahlaslarını kullanmasından dolayı bu eser Dîvân-ı Şems adıyla da anılmaktadır. İslam kültürünün önemli eserleri arasında sayılan ve tasavvufi konuların bütününü içeren Mesnevî , diğer mesnevilerden ayırt edilmesi için Mesnevî-i Mevlevî , Mesnevî-i Şerif gibi adlarla da anılmıştır. Fîhi mâ fîh Mevlâna'nın sağlığında sohbetlerinin oğlu Sultan Veled veya bir müridi tarafından kaydedilip, onun ölümünden sonra derlenmesi ile meydana getirilmiştir. Mecâlis-i Seb'a , Mevlâna'nın vaaz ve sohbetlerinde yaptığı konuşmaların bir araya getirilmesiyle meydana gelmiştir. Bu eserinde Mevlâna, daha önce Mesnevî 'de geçen bazı hikayelere ve Dîvân-ı Kebir 'deki bazı şiirlerine burada da yer vermiştir. Bunların yanı sıra Atar ve Senâî gibi şairlerin şiirleri de Mecâlis-i Seb'â 'da yer alır. Mevlâna'nın son eseri de Mektûbât 'tır. Mevlâna'nın bu eserinde, onun çeşitli kimselere yazdığı mektupların bir araya getirilmesi ile oluşturulmuştur. Özellikle Selçuklu sarayından çeşitli yöneticilere, ihtiyaç sahiplerinin isteklerini bildirmek amacıyla kaleme alınmış mektuplar bulunmaktadır.

Haberler

Selçuklular Sergisi açıldı...

İHTİŞAMLI BİR İMPARATORLUK, GÖRKEMLİ BİR MİRAS

ASYEP 360 kapsamında ilk çekimler tamamlandı!...

Altı Anadolu Selçuklu yapısının 360 derecelik iç ve dış mekan görüntüleri ASYEP sayfasında erişime açıldı

Anadolu Selçuklu Uygarlığı ve ASYEP Çalışmaları Ko...

Anadolu Selçuklu Uygarlığı, eserleri ve ASYEP çalışmalarına ait bilgiler aktarıldı.

Osmanlı Beyliği Mimarisinde Anadolu Selçuklu Gelen...

Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünü 1996 yılında tamamlayan Doç. Dr Sema GÜNDÜZ KÜSKÜ’nün yazığı eser Osmanlı mimarisinde..

XVIII. Ortaçağ ve Türk Dönemi Kazıları ve Sanat Ta...

22-25 Ekim 2014 tarihleri arasında Aydın’da, Adnan Menderes Üniversitesi Merkez Kampüsü’ndeki Atatürk Kongre Merkezi’nde, Sanat Tarihi Bölümü tarafından düzenlenecektir.

Cerrâh-Nâme...

15. yüzyılın başında yazılan/resmedilen minyatürlü bir eser olan Cerrah-name cerrahi yöntemlerden ve ağırlıklı olarak ilaç yapımı..


Tüm Haberler


Bizden Haberdar Olun!