"...sultanların sultanı, ümmetin koruyucusu, insanların koruyucusu, ülkenin hamisi, her tarafta emniyeti sağlayan, ihsanı yayan, yüce izzet sahibi, nesebi ulu, makamı temiz, fetihler sahibi, bahtiyar sultan Kılıç Arslan’ın torunu, din ve dünyanın yardımcısı Keyhüsrev’in oğlu Alâeddin Keykubad’dır."
el-Osmânî ez-Zencânî

Gülşehrî

(Öl. 1317'den sonra)

 

Hayatı hakkında çok fazla bilgi olmayan müellif hakkında önemli tartışmalardan biri onun adı olmuştur. Bazı araştırmacılar onun asıl adının Ahmed ya da Süleyman olduğunu belirtirler. Bazı araştırmacılar İstanbul Arkeoloji Müzeleri Kütüphanesi'nde bulunan Mantıku't-tayr 'ın baş tarafındaki “ Kitâbü Mantıkı't-tayr min kelâmi şeyhi'l muhakkıkîn mürşidi't tâlibin el-âlimü'l-fâzıl eş-Şeyh Ahmed el-Gülşehri” ibaresine dayanarak, Gülşehri'nin asıl adının Ahmed olduğunu belirtirler. Fakat İstanbul Arkeoloji Müzeleri Kütüphanesi dışındaki hiçbir nüshada “Ahmed” ismine rastlanmadığı gibi Kırşehir'de “Şeyh Ahmed” adında birine ait bir türbe mevcut değildir. Diğer bir araştırmacı grubu da Mantıku't tayr' da “Süleyman” adının sıkça geçmesi üzerine bu adın şairin gerçek adı olduğunu ileri sürmelerine neden olmuştur. Ancak Mantıku't tayr ‘da geçen tüm “Süleyman” adları Süleyman peygamberle ilgili olup, hiçbir yerde “Gülşehrî” mahlası ile birlikte zikredilmez.

 

Gülşehrî'nin 717/1317'de kaleme aldığı Mantıku't tayr' dan anlaşıldığı kadarı ile onun Kırşehir'de zaviye sahibi, şehir halkı tarafından tanınan, çok sayıda müridi olan ve saygı değer bir şeyh olduğunu anlamaktayız. 701/1301'de Farsça olarak yazdığı Feleknâme ile şöhret kazanan şairin şiirlerinde Atâr, Senâî, Sa'dî, Mevlâna ve Nizâmî'nin etkileri fark edilmektedir. Özellikle de Mevlâna'dan çok etkilenmesi, şairin Mevlevi olabileceğini akla getirse de Mevlevi kaynaklarında ve silsilenamelerinde onun adına rastlanmaması bu ihtimali zayıflatmaktadır.

 

Gülşehrî'nin dönemi içinde en önemli yönü, dönemindeki birçok şairin Türkçe'yi kaba kabul edip Farsça ve Arapça eser vermesine karşılık Gülşehrî, Attâr'ın Mantıku't tayr 'ını Türkçe'nin tüm inceliklerini kullanarak dönemin yaygın görüşünü reddetmiştir.

 

Eserleri

 

701/1301'de Farsça olarak İlhanlı Hükümdarı Gazan Han'a sunulan Feleknâme , “fâilatün fâilatün fâilün” vezniyle kaleme alınmıştır. Eserin konusunu Kelâm ilminin önemli konularından olan mebde ve meâd oluşturmaktadır. Yaratılanların en üstünü olan insanın, nereden geldiğini ve nereye gideceğini anlatmak amacıyla yazılan eserde Mesnevî ‘den oldukça faydalanılmıştır.

 

167 beyitlik Türkçe mesnevi niteliğinde olan Kerâmât-ı Ahî Evran “fâilatün fâilatün fâilün” vezniyle yazılmıştır. Feleknâme 'de ele alınan bazı konuların bu eserde daha detaylı ele alınması, Kerâmât-ı Ahî Evran 'ın 701/1301'den sonra yazıldığını işaret etmektedir.

 

Ferîdüddîn Attâr'ın aynı isimdeki eserini esas alarak meydana getirdiği, vahdet-i vücûd işleyen alegorik bir mesnevi olan Mantıku't-tayr , Gülşennâme adıyla da anılmaktadır. Eserin beyit sayısı nüshalara göre farklılık göstermekte olup, 4931 ile 5029 arasında değişmektedir. Fâilatün fâilatün fâilün vezniyle yazılmıştır.

 

On altı varaklı, Farsça yazılan Arûz-ı Gülşehrî çeşitli aruz kalıplarının terkib ve teşkilinden bahseden ve bunlarla ilgili örneklere yer veren bir risâledir. Bu risâle ilk defa Kilisli Rifat Bilge tarafından bulunup ilim dünyasına tanıtılmıştır. Eserin bilinen tek nüshası Millet Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.

Haberler


Tüm Haberler


Bizden Haberdar Olun!