ÇİNİ

Ortaçağ Anadolu coğrafyasında uzun süren bir iktidar alanı yaratmış olan Anadolu Selçukluları beraberinde kültürel ve sosyal bir doku oluşturmuştur. İslam kültürünün yoğun olduğu bu doku konumlandığı bölge atmosferinin farklılıklarını özümsemeyi başarabilmiştir. Yaklaşık 200 yıl hâkim olan bu atmosfer oluşturduğu kültürel sentezle kendinden sonraki siyasi ve sosyal ortamı da şekillendirmiştir.

Mimari, iktidarların her zaman önem verdiği bir unsur olmuştur. Hüküm sürülen topraklardaki mimari envanter o iktidarın zenginliğinin, gücünün ve keyif hallerinin bir simgesi olarak değerlendirilmiştir. Sivil ve dini mimari yapılarında büyük hacimlerle sadece ihtişam değil sağlanmamış aynı zamanda bir zarafet de yaratılmak istenmiştir.

Kendinden önceki Bizans sosyal mirasını anlamaya ve özümsemeye çalışan Anadolu Selçukluları Bizans mimarisinde çokça kullanılmış olan mozaik ve freskonun yerine mimari süsleme öğesi olarak çiniyi kullanmıştır. Türk ve İslam dünyasında izleri 9.yy.'da görülen fakat ağırlığı olmayan çini bezeme 13.yy.'da Anadolu'da büyük bir atılım yapmıştır. Teknik anlamda seramik malzemeyle aynı imalat sürecine sahiptir. Bu iki malzemeyi ayıran unsur ise kullanım alanlarıdır. Seramik gündelik hayatta kullanılan eşyada çini ise mimaride kullanılmıştır. Anadolu Selçukluları cami, medrese, saray, kervansaray ve benzeri mimari eserlerde bezeme elemanı olarak bol miktarda çini kullanılmıştır.

Anadolu Selçuklu çini sanatının en önemli yeniliği olarak mozaik çini mihrapları söyleyebiliriz. Mihraplar mor, lacivert ve firuze çini parçalarla geometrik ve bitkisel desenlerle beraber neshi ve kufi yazılarla süslenmiştir. Çini mihraplar hemen tüm Selçuklu ibadethanelerinde kullanılmıştır. Konya Alâeddin Camii, Akşehir Ulu Camii, Konya Sırçalı Mescid çini mozaik mihrab geleneğinin kullanıldığı yapılara örnek verilebilir. Oldukça özel ve estetik bir uygulamaya sahip olan bu üretimler maalesef tarihi eser kaçakçılarının da iştahını kabartmıştır. Konya'nın Selçuklu ilçesindeki Beyhekim Camiinin 13.yy.'a ait çini mozaikli mihrabı 1907 yılında yurt dışına kaçırılmış, sonrada Berlin de Bergama Müzesi İslam Eserleri bölümünde sergilenmeye başlanmıştır. İadesi ise henüz gerçekleşmemiştir.

Reçetelerinde çeşitli oksitler kullanılarak renklendirilen çiniler dış cephede ve iç mekânda yoğun olarak kullanılmıştır. Turkuaz, mavi, toprak sarısı, siyah gibi çeşitli renkte çiniler alçı ya da horasan harcı kullanılarak yüzeye yerleştirilmiştir. İstenilen motifler istenilen büyüklükte kesilerek yüzeyde kullanılıyordu. Çini mozaik olarak adlandırılan bu uygulamalarda kufi yazılar ve rumi motifler kullanılmıştır. Selçuklu köşk ve sarayları ise yıldız, haçvari, altıgen, kare, dikdörtgen gibi geometrik çini levhalarla kaplanmıştır. Yine Anadolu Selçuklu saray ve köşk yapılarında insan, burç ve takvim hayvanları ve masalsı yaratıkların oluşturduğu zengin figüratif bir gelenek oluşturulmuştur. Çini mozaik, kubbe göbeğinde, kasnaklarda ve benzeri yapısal bölgelerde sıklıkla kullanılmıştır. Konya vilayeti siyasi olduğu kadar sanatsal üretimin de merkezi olmuştur.

Diğer bir çini uygulama tekniği ise kabartmalı çinilerdir. Çok fazla kullanılmamış olmakla beraber genelde kitabelerde ve yazılarda kullanılmıştır. Çamur henüz şekillendirilme kıvamındayken yüzey kabartmalar oluşacak şekilde biçimlendirilir ve fırınlanır. Pişirim sonrası sırlanan çini tekrar sır pişirimine tabi tutulur. I.İzzeddin Keykavus Türbesi cephesinde ve II. Kılıçaslan Türbesi lahdinde bu uygulamalar görülmektedir.

Mimari süslemede kullanılan çini sanatı söz konusu olduğunda verilebilecek tek örnek Konya Alâeddin Camii'nin mihrabında ve kubbeye geçişi sağlayan üçgen alanlarda görülen mozaik çinilerdir. Eyvandaki mozaik çini dekorasyon Sırçalı Medresenin kitabesinde adı geçen Tuslu bir ustanın elinden çıkmadır. Bu ustanın bazı başka Selçuklu eserlerinde de çalıştığı bilinmektedir.

Konya Karatay Medresesi, Selçuklu döneminde çini mozaik sanatının ulaştığı üstün düzeyi, özellikle kubbede olmak üzere, yapının hemen her bölümünü kaplayan çini mozaik süslemeleri ile gözler önüne serer. Kompozisyonlara dikkatle bakıldığında, geometrik, bitkisel bezemelerin yanı sıra yazı kuşaklarının kullanıldığını ve mozaik çinilerin ciddi ve bilinçli bir biçimde yerleştirilmiş olduğunu görebilmekteyiz. Günümüze bazı kısımları noksan olarak gelebilmiş medresenin tamamen olarak çini kaplı olduğunu düşünmek oldukça etkileyicidir.

13.yy.çini üretiminin yoğun kullanıldığı diğer birkaç yapı olarak Konya Sahip Ata ve Sivas Gök Medrese örnek verilebilir. Bu yapılardaki uygulamalar Selçuklu çini üretiminin varmış olduğu noktayı göstermek açısından önemlidir. Sahip Ata Camii'nde bitkisel motiflerin daha geniş alanları kaplaması, Sivas Gök Medrese'de ise eyvan arka duvarının tamamen mozaik çini ile bezenmesi dönem uygulamaları açısından özellik taşımaktadır. Yine Taş Medrese'nin mihrabındaki çiniler ise, Türk çini sanatında ilk ve son kez uygulanmış olan bir süsleme biçimini sunar. Firuze ve mor renkli çinilerle oluşturulan ve Bizans sanatında görülen bir düğüm motifi, içinde "Allah" ve "Ali" yazılı sekiz köşeli yıldızlarla birleştirilerek orijinal bir düzenleme yaratılmıştır.

Günümüze oldukça zarar görmüş bir şekilde gelen Selçuklu saraylarının başlangıçta çinilerle kaplı olduğu yapılan kazılardan ve buluntularından anlaşılmaktadır. Saray süslemeleri figürlü desenleri ve haç şeklinde uygulamalarıyla diğer kullanımlardan farklıdır. Farklı ve zor bir uygulama olan minai tekniğiyle ortaya kaliteli ürünler çıkıyordu. Minai teknik yalnızca Konya Alâeddin Sarayında kullanılmıştır. Bu teknikle yapılmış yıldız, haç biçimli baklava ve kare çini levhalarda, Selçuklu dönemi saray yaşamını yansıtan taht ve av sahnelerinin yanında çeşitli hayvan ve stilize bitkiler de görülmektedir. İki aşamalı bir fırınlama düzeni bulunan bu teknikle yedi renk kullanılarak bir renk çeşitliliği sağlanmıştır. Konya Alâeddin Sarayı buluntuları içinde başka benzer örneği bulunmayan minai tekniğiyle yapılmış çinilerin İran etkili olduğu düşünülmektedir.. Üzerlerindeki figüratif bezemeler İran seramik üretimlerine benzemektedir.

Alâeddin Keykubad tarafından yaptırılan Kayseri Keykubadiye Sarayı kazılarında ise az sayıda figürsüz çini bulunmuştur. Selçuklu Sarayı çini uygulamalarının en yetkin ve çeşitli örneklerine Beyşehir Kubadabad Sarayında rastlamaktayız. Kubadabad Sarayı örnekleri çeşitli çini şekillendirme tekniklerinin kullanıldığı bol figüratif bezemeli uygulamalardır. İnsan ve hayat ağacının yanı sıra kuşlar, sfenks, siren gibi birçok takvim ve masal hayvanı bir sembolik anlam ağı içerisinde çini üzerinde uygulanmıştır. Bu sembolizm ile birlikte kullanılan mimari elemanlarla masalsı bir atmosfer yaratılmıştır. Uygulamalar etraftaki seramik ve çini fırınları kullanılarak sıraltı ve lüster tekniğiyle yapılmıştır. Şekillendirilen çiniler belli geometrik düzenler ve sıralı hatlar oluşturacak biçimde kullanılmıştır.

Selçuklu saray mimarisinde ortak kullanımlar olmuştur. Hemen bütün saraylarda sıraltı ve lüster tekniğiyle yapılmış uygulamalar görülmektedir. Antalya Aspendos Sarayı, Alanya İç Kalesi, Akşehir sarayları ve Samsat Kale Sarayı mimari süslemelerinde Kubadabad Sarayı çinilerinin benzerleri kullanılmıştır.

Anadolu Selçuklularının sonrasında hâkim olan Beylikler Devri mimari uygulamalarında da çini kullanımı kısmen devam ettirilmiştir. Çini mozaiğin mihrapta kullanılması sürdürülmüş, kubbe de ise azalmıştır.

Kazılar ve araştırmalar devam etmekte yeni bulgular elde edilmektedir. Özellikle Kubadabad Sarayı kazılarında ilk olma özelliğine sahip çini bezemelere rastlanmaktadır. Süregiden araştırmalarla teknik olarak olmasa bile sembolizmi genişletecek örneklerin artması olasıdır.

KAYNAKÇA
- ARIK, Rüçhan, Kubadabad, Türkiye İş Bankası, İstanbul, 2000.
- ÖNEY, Gönül, Anadolu Selçuklu Mimari Süslemesi ve El Sanatları, İş Bankası, Ankara, 1992.