|
KRONİKLER VE DÖNEM KAYNAKLARI
İbn'ül Kemal İlyas b. Ahmed el Kayseriyei (Öl. H.500/M.1107)
Hayatı hakkında pek fazla bilgi bulunmayan yazar, İbnül Kemal diye ünlenen İlyas b. Ahmed el Kayseriyei adlı şahıstır. Güncel bilgilerimizle Anadolu’da ilk eser veren müelliftir. Yazar Keşfü’l akabe adındaki eserini Dânişmendlilerin kurucusu Gümüştigin Melik Ahmed Gazi’ye sunmuştur. Astronomi ve felsefeye dair olan eser Farsça kaleme alınmıştır. Yazar ayrıca Dânişmendlilerin Kayseri şehir muhafızlığını da yapmıştır. Yazarın ayrıca Danişmendliler tarihinden bahseden kayıp bir eserinin olduğu bilinmektedir.
Hubeyş b. İbrahim et-Tiflisi ( Öl. H.600/1206)
Hayatı hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadığımız yazar Tiflis’te dünyaya gelmiştir. Eğitimini kendi memleketinde tamamlayarak dönemin geçerli ilim dallarında ileri bir seviyeye yükselmiştir. Arapça ve Farsça yazdığı eserlere bakıldığında astronomi, rüya tabiri, dini ilimleri dil ve edebiyat alanlarında vermiş olduğu eserlerle sivrilmiştir. Toplam on dört eseri bulunmaktadır. Yazarın eserleri şunlardır;
Beyanü'n nücum
Beyanü'n-sınâa (Osmanlıca tercümesi mevcut 954\1542)
Beyanü't tasrif 541\1146
Cevami'u'l-beyan
Sıhhatü'l-ebdan
Kamilü't-ta'bir (II. Kılıç Arslan’a takdim edilmiştir.)
Kanun-i edeb 545\1150
Kifayetü't-tıbb (Kutbeddin Melikşah’a takdim edilmiştir.) 550\1150
Medhal ila ilmi'n-nücum
Takvimü'l -edviye 522\534
Telhisu ileli'l-Kur'an (Vücuh-i Kur'an ile aynı eser olabilir)
Tercümanü'l-kavafi, Usulü'l-melahim (mitolojiye dair)
Vücuh-i Kur'an 558\1163
Şihabeddin Sühreverdi-i Maktul (Öl. H.558\1191)
Müellifin tam adı Ebu’l Fütûh Şihâbu’l-Hakki ve’l-Milleti ve’d- Din Yahya b. Habeş b. Emîrek es-Sühreverdî el-Maktul’dur. Yazar günümüzde Tahran ile Tebriz arasında Zincân şehrine yakın bir yerleşim olan Sühreverd’de doğmuştur. Derûnî hayatındaki açılımları sebebiyle Ebu’l Fütûh; dini ve felsefi bilgisinin yüksekliğinden dolayı Şihâb yıldızı; Sühreverd’de doğduğu için Sühreverdî; öldürülerek yaşamı sona erdiği için el- Maktûl olarak almıştır. El-Maktul mahlası, aynı aileden gelen ve çağdaşı olan Şihabeddin Ömer Sühreverdi’den ayrı tutulması için de zikredilir.
Eğitimini tamamladıktan sonra Şirvan, Azerbaycan illerinde bulunan yazar sonra Anadolu coğrafyasında yaşamaya başlamıştır. Mardin, Diyarbakır ve Konya’da çeşitli sürelerde ikamet eden Sühreverdi, Diyarbakır’da Diyarbakır emiri Karaarslan b. Davud b. Artuk için Elvâhu’l- İmâdiyye adlı eseri telif etti. Sühreverdi kendisine öğrenci olan Nâsıruddin Berkyaruk Şah için de Pertev-Nâme adlı eseri yazdı. Konya’da II. Kılıç Arslan ve saray çevresi bir süre Sühreverdi’yi Konya’da ağırladılar.
Sühreverdi’nin açık sözlü tutumu, bâtıni doktrinleri açıklamada gösterdiği tedbirsizlik, tartışmalarda rakiplerini alt etmesi, ulema arasında ona kin besleyen bir grubun oluşmasına neden oldu ve Halep fakihleri bir mazbata düzenleyerek Sühreverdî’nin katline karar verdiler ve 587/1191 senesinde bu karar uygulandı. Sührevcerdî’nin öldürüldüğünde elli yaşında olduğu söylense de aslında o, öldürüldüğünde otuz altı yaşındaydı. Kırkın üzerinde eser veren Sühreverdî, Anadolu’da altı eser yazmıştır, bunlar;
Hikmetu’l İşrâk (Kayseri'de Kutbeddin Şirazi tarafından şerhedildi)
Pertev- Nâme (Erzincan ve Tokat'ta yazıldı)
Risâle-i Safir-i Simurg
Bustânu’Kulûb (Kayseri'de yazıldı)
el- Elvâhu’l İmâdiyye(Diyarbakır'da yazıldı, Selçuklular devrinde Farsçaya tercüme edildi)
Heyâkilu’n Nûr(Farsça ve Türkçeye tercüme edildi)
Muhammed Gazi el-Malatyavî (Öl. 608\1212)
Hayatı hakkında çok fazla bilgi bulunmayan yazar, Malatya fethedildikten sonra Rükneddin Süleyman Şah tarafından himaye olunur. Farsça yazdığı Ravzatu’l-‘ukûl (Merzuban-name Tercümesi) adlı terbiyevi eseri de Rükneddin Süleyman Şah’a takdim etmiştir. Malatyavî ayrıca Berîdü’s- sa’âde adlı eserini de hocalığını yaptığı ve Arapça gramerini öğrettiği I. İzzeddin Keykavus’a takdim etmiştir. Âlim bir zat olmanın yanı sıra Malatyavî I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in vezirliğini de yapmıştır. Müellifin eserleri;
Ravzatu’l-‘ukûl
Berîdü’s- sa’âde
Mürşidü'l-küttâb
Evhadüddin Hamid el-Kirmani (Öl. 635\1238)
Anadolu Selçuklu devletinin kültür, siyaset ve tasavvuf hayatında önemli bir yer işgal eden Evhadüddin Hamid el-Kirmani, 1204 yılında Mecdüddin İshak’ın davetiyle ve birçok mutasavvıf ve ilim adamıyla birlikte Anadolu’ya gelmiştir. Kirmani asılında halife tarafından Anadolu’ya Şeyhu’ş-şuyûhi’r-Rum (Anadolu Şeyhlerin Şeyhi) unvanıyla gönderilmiştir. Bu unvala biz onun Anadolu’daki Ahi teşkilatını kadrolaştıran ve yöneten kişi olduğunu anlıyoruz. Ahilik teşkilatı içerisinde, Ahi Evren olarak tanınan Şeyh Nasırü’d-din Mahmud’un kayınpederi ve Bacıyan-ı Rum teşkilatının kurucusu olan Fatma Bacı’nın da babasıdır.
Evhadüddin Hamid el-Kirmani, saraya da yakın bir kişi olmuştur. Onun I. Gıyaseddin Keyhüsrev bazı görüşmeler yapmış ve bunun neticesinde sultana bir de rubai söylemiştir. Kayseri’de Ahilere ve Türkmenlere yapılan baskılardan nasibini alan Kirmani I. Alâeddin Keykubad’ın Kayseri’de bazı görevlileri cezalandırarak Ahilere ve Türkmenlere sahip çıkmıştır.
Anadolu’da pek çok şehirde ikamet eden Kirmani en uzun süre ile Kayseri’de ikamet etmiştir. 1238’de Bağdad’da öldüğü bilinen Evhadüddin Hamid el-Kirmani’nin Konya Musalla Mezarlığında ona itaf edilen bir türbesi bulunsa da bu türbe onun müritlerinden birine ait olmalıdır. Evhadüddin Kirmani’nin bilinen tek eseri Rubaiyat ve Fevaid’dir.
Kadı Burhaneddin Mes'ud-i Anevi (Öl. 620\1223)
Hakkında çok fazla bilgi olmayan müellifin Malatya’da kadılık yaptığı bilinmektedir. Yazarın günümüzde bilinen eseri Enîs’ul-kulûb, şehname vezninde, Farsça yazılmış ve Sultan I. İzzeddin Keykavus’a takdim edilmiştir. Eser halifeler tarihinden bahsetmekle birlikte, Gazneliler ve Anadolu Selçukluları’na ait önemli bilgiler içermektedir.
Necmeddin Ebû Bekr b. Muhammed er-Râzî (Öl.654/1256)
Daha çok Necmeddîn Dâye adıylala tanınan müellif, Moğol istilasından kaçarken, I. Alaeddin Keykubad’ın davetiyle Malatya’ya gelmiştir. Müellif Malatya’da Şihabeddin Sühreverdî ile görüşmüş ve bir süre sonra da Kayseri’ye geçmiştir. Kayseri’de yazdığı Misâdu’l-‘ibâd’ı I. Alaeddin Keykubad’a itaf etmiştir. Necmeddin Dâye daha sonra tasavvufa dair Sirâcu’l-kulûb adlı eserini yazmış ve Anadolu’da hayli ünlenmiştir. Daha sonra Mevlâna ve Sadreddin Konevî ile tanışınca Konya’ya taşınmış ve hayatını burada tamamlamıştır. Necmeddin Dâye’nin toplam dokuz eseri bulunmaktadır. Diğer eserleri şunlardır;
Sirâcu’l-kulûb
Bahru'l Hakayıkve'l Tefsiri'l Kuran ve's Seb'il Mesanî,
Menâratü's-Sâirine İlallahve Makamtü't Tairine,
Memûzât-i Esedî,
Risâletü't-tuyûr,
Risâle-i Akl ve aşk,
Haretü'l mulûk,
Tuffetü'l-habîb
Nizameddin Yahyâ Aksarayi’de bilgi var.
Ahi Evren (Öl. 659/1261)
Daha ziyade Ahi Evren adıyla bilinen müellifin tam adı; Şeyh Nasirüddin Ebu’l Hakayık Mahmud b. Ahmed el-Hoyî’dir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen müellifin birçok kaynakta doksan üç yıl yaşadığı bildirilmektedir. Böylelikle Ahi Evren’in ölüm tarihi 659/1261 tarihi göz önüne alındığında, 566/1171 onun için doğum tarihi olarak verilebilir. Yirmi kadar eser veren Ahi Evren, eserlerinin yanı sıra Anadolu’da Ahilik Teşkilatının kurucularından olması onu, Anadolu kültür tarihi açısından çok daha önemli bir noktaya taşımaktadır.
Hoy’da dünyaya gelen Ahi Evren; Azerbaycan, Horasan ve Maveraünnehir âlimlerinden ders almış ve Bağdat’ta tanıştığı Evhadüdin Kirmani ile 1204’te Anadolu’ya gelmiştir. Daha sonra Evhadüddin Kirmani’nin kızı Fatma Bacı ile evlenerek, kayınbabası ile birlikte Fütüvvet teşkilatının Anadolu’daki uzantısı olan Ahiliği kurarak Müslüman Türk esnafını örgütlemişlerdir.
Ahi Evran,625 (1227–28) yılından sonra muhtemelen Sultan I. Alâaddîn Keykubad’ın isteği ile Konya’ya yerleşti. Burada hem sanatını icra ediyor, hem de müderrislik yapıyordu. Konya’da bulunduğu müddetçe gayet müreffeh ve itibarlı bir hayat süren Ahi Evran, Sultan I. Alâaddîn Keykubad’dan devamlı destek ve himaye görmüş ve bu arada yazdığı bazı eserleri sultana sunmuştur. I. Alâeddin Keykubad sonrası sıkıntılı günler yaşayan Ahi Evren aynı zaman da Moğollara karşı sürekli mücadelede bulunmuş özellikle Ahi teşkilatının Kayseri’yi Moğollara karşı savunmaları da bu mücadelenin bir uzantısıdır.
1261 yılında Türkmenlerin ve Ahilerin Moğol yönetimine ve IV. Kılıç Arslan’ın yaptığı atamalara karşı çıktıkları isyanın çok sert bir şekilde bastırılması esnasında Ahi Evren ve Mevlâna’nın oğlu Alâeddin Çelebi de öldürülmüştür.
Ahi Evren’in eserleri şunlardır;
Letâifu'l-hikmet, Metali'u'l-ima
Tebsiratu'l-mübtedi ve tezkiretü'l müntehi,
Menahic-i Seyfi
Letaif-i Gıyasiyye
Letaif-i Hikmet
Ağaz-u encam (vasiyet-name)
Mürşidü'l-kifaye, Tuhfetü'ş-şekur (bu eser kayıptır.),
Ulum-i Hakiki (bu eser kayıptır.)
İlmü't-teşrih (bu eser kayıptır)
Yezdan-şinaht, Müsari'u'l-müsari
Medh-i fakr-u zemm-i dünya
Tercüme-i el-elvahül-'imadiye
Tercüme-i en-Nefsü'n- Nâtıka
Tercüme-i Kitabu'l-hamsin fi usuli'd-din
Tercüme-i et- Teveccühü'l-etemmnahve'l hakk
Tercüme-i Miftahü'l gayb, Mükâtebât
Baba İlyas el-Horasânî (Öl. 659/1240)
Baba İlyas’ın tam adı, Ebü’l-Beka Şeyh Baba İlyas b. Ali el-Horasanî’dir. İsminin sonundaki el-Horasanî onun Horasanlı olduğunu işaret etmektedir fakat B. Noyan, onun Hamedanlı olduğunu ileri sürmektedir. Baba İlyas Harzemşahlar devletinin yıkılmasıyla Anadolu’ya gelmiş bir Türkmen babasıdır. I. Alâeddin Keykubad’ın Baba İlyas’ı Amasya’da ziyaret ettiği dönem kaynaklarında geçmektedir.
Baba İlyas zaviyesini Amasya’nın günümüzde İlyas köyü o dönemde Çat köyü olarak adlandırılan yerleşim yerinde açtığı bilinmektedir. A. Yaşar Ocak Baba İlyas’ın Amasya’ya gelmeden önce Dede Garkın ile birlikte bir süre Elbistan’da kaldıklarını bildirmektedir. Daha önceleri Baba İlyas ile Baba İshak’ın aynı kişiler olduğu belirtilmiş ise de yapılan son çalışmalarda ikisinin de farklı kişiler olduğunu ortaya koymuştur. Baba İlyas’ın bilinen tek eseri ise felsefe ve tasavvuf alanında yazdığı Cihad-nâme’dir. Anadolu Selçuklu kültür hayatında özel bir yere sahiptir. Kendisinin Türkmen Babası olması sayesinde etrafında pek çok Türkmen toplanmıştır.
Hacı Bektaş-ı Horasânî
Ahmet Yesevî’nin dergahında yetişen Hacı Bektaş-ı Veli’nin asıl adı Muhammed, mahlası da Bektaş’tır. Annesi Hatem veya Hatme Hatun, babasının adı da İbrahim’dir. 606/1209’da Nişabur’da doğup, 1270-1271 yıllarında vefat etmiştir. Anadolu’ya geldikten sonra hayatının büyük bir bölümünü Sulucakarahöyük’te geçirmiştir. Hacı Bektaş’ın mezarı, günümüzde kendi adıyla anılan, Nevşehir iline bağlı Hacı Bektaş ilçesinde, Hacı Bektaş Külliyesinde bulunmaktadır. Hacı Bektaş’ın bilinen iki eseri bulunmaktadır.
Makâlât
Şerh-i Besmele
Muhyiddin İbnü'l Arabî (D.1165-Öl.1239)
1165’te İspanya’da doğan İbnü’l Arabî’nin tam adı; Muhyiddin Ebu Abdullah Muhammed İbn-i Ali İbnü’l Arabî et-Tai el-Hatimi el-Endülüsî’dir. 1201 yılında Doğu’ya doğru seyahate çıkarak Mısır, Hicaz, Bağdat, Musul ve Anadolu’da bulunmuştur. Dönemin önde gelen âlimlerinden ders alarak tasavvufta önemli bir konuma yükselmiştir. Sahip olduğu Vahdet-i Vücud doktorini nedeniyle Mısır’da birkaç kez öldürülmeye çalışılmıştır. O dönemde ihtiyaç duyduğu özgür düşünce ortamını Anadolu’da bularak Konya ve Malatya’da farklı yıllarda yaşamıştır.
Konya’da bulunduğu sürede Mevlâna ve Sadreddin Konevi ile yakın ilişki içerisinde bulunmuştur. Bazı kaynaklarda Sadreddin Konevî’nin üvey babası olarak gösterilirken Nihat Keklik, bu durumun iki mutasavvıfın yakın ilişkisi özellikle de Sadreddin Konevî’nin de İbnü’l Arabî’nin Vahdet-i Vücud doktirinini benimsemesinden kaynaklandığını belirtmektedir. Birçok sufi onu “Şeyhü’l Ekber” olarak kabul ederken diğer bir grupta “haşa Allahu Ekber” diyerek, onun düşüncelerinin İslam inancına ters düştüğünü dile getirmektedir.
Anadolu’da bulunduğu süre zarfında Selçuklu sultanlarından ve saray çevresinden yakın ilgi gören İbnü’l Arabî, Sultan İzzeddin Keykavus’a tavsiye niteliğinde bir de mektup yazmıştır. 1239 yılında Şam’da vefat eden İbnü’l Arabî’nin on yedi eseri bulunmaktadır.
El- Fütühâtü'l mekiyye fî esrâi'l- mâlikiye,
Fusûsü'l hikem ve husûsu'l-kelim,
Nakşu'n nusûs,
Muhâzaratü'l-ebrâr ve müsâmeretü'l ahyâr,
Kelâmü'l ebâdile, Kitâbü'l-esfâr,
Divan, Kitâbu Hilyeti'l-ebdâl,
Kitâbu tâcu't-terâcim fî işâretü'l-ilm ve letâifu'l-fehm,
Kitâbu'ş-şevâhid, Kitâbu işâretü'l-Kur'an fî âlemi'l-insan,
Nisâbü'l-hirek, El- emr………,
Risâletü'l-fethiye,
El-muhâdara,
Mevâki'u'n-nücum,
H.711 tarihli Topkapı Sarayında bulunan, İsmi Abdullah olanların sözleri ihtiva eden eser.
Sadreddin Muhammed el-Konevî (Öl. 673/1274)
Sadreddin Muhammed b. İshâk al-Konevî 606/1210’da Malatya’da dünyaya gelmiştir. Babası Mecduddin İshâk gibi o da İbnü’l Arabî’nin öğrencisi olmuştur. Öğrenimini Anadolu’da tamamladıktan sonra tasavvufla meşgul olmuştur. Anadolu’da Arapça eser veren önemli âlimlerden birisidir. Malatya doğumlu olsa da hayatını Konya’da sürdürmüştür.
Müridleri arasında ünü dünyaya yayılan Sâ’id Fergânî gibi önemli mutasavvıflar bulunmuştur. Saddreddin Konevî adına Anadolu Selçuklu devletinin dönem kaynaklarında sıkça rastlanılması, onun devrin kültür hayatında ne kadar önemli bir mutasavvıf olduğunun göstergesidir. Sadreddin Konevî’nin on beş eseri bulunmaktadır.
Miftâhu'l-gayb
En-Nusûs fî tahkîk't-tavri'l-mahsu,
Fukûk, Nefehât-ı İlahiye
İcazü'l-beyan
et-Teveccühü'l-etemm
Mir'âtü'l-arifîn
Hadis-ierbaîn (Ahmet Ergun tarafından Türkçe’ye çevrilerek yayınlanmıştır.)
Mektûbât
Vesâyâ
Şerhu Esmâi'l-hüsnâ
Risâletü's-seyr ve's-sülûk
er-Redd alâ Şeyh Nâsıruddin Mahmud
Reşhu'l-bâl, Netayicu'l-efkâr
643/1274’te vefat eden Sadreddin Konevî Konya’da kendi adıyla anılan caminin yanındaki türbede de medfundur.
Sa'îdeddîn-i Fergânî (Öl. 695/1295)
Hayatı hakkında pek fazla bilgi olmayan mutasavvuf Sai’îdeddîn-î Fergânî’nin tam adı Sa’deddîn Sa’îd b. Abdullâh el-Fergânî’dir. Sadreddin Konevî’nin öğrencileri arasında en çok bilinenlerinden biridir. Eserlerini Farsça ve Arapça kaleme almıştır.
İlmihal (İdris-i Bitlisi kitabı Türkçe'ye tercüme etmiştir.)
Şerh-i Tâiyye
Şerh-i Divan-i ibn-i Fâriz
Şerh-u Müntehe'l-medârik
Müeyyedüddin Mahmud el-Cendî (Öl. 700/1300)
Kutbeddin-i Şirazi (Öl. 710/1310)
Kutbeddin Muhammed b. Mes’ud eş-Şîrazî, adından da anlaşılacağı gibi Şîraz doğumludur. Eğitimini Horasan, Bağdat, Şam ve Mısır gibi devrin önemli bilim ve kültür merkezlerinde tamamladıktan sonra Anadolu’ya gelerek Sadreddin Konevî’nin öğrencisi olmuştur. Sivas ve Malatya’da kadılık yapan Şirazî, Anadolu’da uzun süre kalmıştır. Hayatının sonlarına doğru Tebriz’e giden Şirazî, burada vefat etmiştir.
Tıb, astronomi, felsefe gibi birbirinden farklı alanlarda on bir eseri bulunmaktadır.
Tuhfetü's sa'diye veya Nüzhetü'l-hükema
Şerh ber İşrâkât
Fethü'l mennân fi fî tefsiri'l Kur'an
Şerh ber el-Keşşaf an hakayiki't-tenzil
İhtiyarat-iMuzafferi, Tuhfetü'ş-şâhiye
Miftâhu'l-miftâh, Şerh-i Kanun-i İbn-i Sina
Dürretü't-tâc li-ğurreti'd-debbâ,
Şerh-i Hikmetü'l-İşrak, Müntehe'l-medârik
Şems-i Tebrizi (645/1247)
Azeri Türklerinden Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğlu olan ve1185 yılında Tebriz’de dünyaya gelen Şems-i Tebrizi’nin asıl adı; Mevlana Muhammed’dir.
Şemseddin yani ‘dinin güneşi’ lakabıyla anılan Tebrizi; din ilimleri tahsilinden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf’a mürid olur. Ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalıştığından, diyar diyar dolaşır ve gezginliğinden dolayı kendisine “Şemseddin Perende” Uçan Şemseddin denilir. Tebriz’deki tarikat pirleri ve hakikat arifleri ona “Kamil-i Tebrizi” adını vermişlerdir. Daha sonraları Secaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile büyük âlim ve ünlü mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e bağlanarak onlardan feyz alır.
Şemseddin-i Tebrizi’nin, Hicri 645 Miladi 1247 tarihinde öldürülüp şehit mi edildiği; yoksa kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi ettiği bilinememektedir. Menakıbü’l Arifin’de Eflaki şunu anlatır; “(Şems) Bir gece Mevlâna’nın hizmetinde halvette oturmuştu. Adamın biri halvetten çıkması için dışardan yavaşça işaret etti. Derhal kalktı ve Mevlâna hazretlerine “ Beni öldürmeye çağırıyorlar” dedi. Uzun bir duraklamadan sonra “yaratma ve emir onundur ayetinde duyuralana uymak en doğru harekettir” dedi. Derler ki yedi kıskanç, hayırsız ve alçak kişi elbirliği etmiş ve dinsizler gibi pusu kurmuşlardır. Fırsat bulur bulmaz Şemseddin hazretlerine bir bıçak sapladılar. Bu sırada Şemseddin öyle bir nara attı ki, o yedi kişi kendinden geçti. Kendilerine geldiklerindeyse birkaç damla kandan başka hiçbir şey göremediler. O gün sabahtan akşama kadar o mana sultanından hiçbir iz elde edemedi.”
Makalat adlı eseri, Şems-i Tebrizi'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlana ile konuşurken aralarında geçen bahislerin, müritler ve inkârcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevapların derlenmesiyle oluşmuştur. Eser aynı zamanda bize Mevlana'nın özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan birçok gizli hataları da gün ışığına çıkarmaktadır. Makalat, gizli kalmış konuları günışığına çıkarmasının yanı sıra; Mevlana'nın, Şems'e nasıl tabi olduğunu da açığa çıkarır. Kitap, Şems-i Tebrizi'nin çok keskin görüşlü bir bilgin olduğunu gösterir.
Bahâüddin Veled (Öl. 628/1230)
Hz. Ebu Bekr-i Sıddîk’in soyundan gelen Muhammed Bahâeddin Belh’te 545/1151’de dünyaya geldi. Erken yaşlarda babasını kaybeden Sultan Veled, Necmeddin Kübrâ’nın gözetiminde tasavvufu öğrenerek, onun en başarılı öğrencilerinden biri oldu. Erken yaşlarda zâhirî ve bâtınî ilimlerde yüksek bir mertebeye ulaşarak rivayete göre kendisine Hz. Muhammed tarafından Sultanü’l-ulemâ ünvanı verilmiştir. Bundan sonra da onun şöhreti her yere ulaşmıştır.
Sultanü’l-ulemâ, kimilerine göre Moğollar sebebiyle Belh’ten ayrılarak uzun bir yolculukla Anadolu’ya gelmiştir. Fakat dönem kaynakları Bahaeddin Veled’in ulemanın kıskançlığı yüzünden Harzemşah sultanı ile ters düşerek Belh’ten ayrılmıştır. Sultan Veled, Anadolu’ya, Nişabur, Bağdat, Mekke, Medine ve Şam’ı kat ederek ulaşmıştır. I. Alâeddin Keykubad’ın daveti ile Konya’ya gelerek Altunapa medresesine yerleşmiştir. 1230’da Konya’da vefat eden Bahâeddin Veled, Kubbe-i Hadra’nın altında defnedilmiştir. Müellifin bilinen tek eseri Maârif’tir.
Seyyid Burhaneddin Muhakkik-i Tirmizî
Maârif
Tefsir-i Fatiha
Mevlana Celâleddin-i Rûmi
Mevlâna, 1207’de bugün Afganistan’ın sınırları içerisinde yer Belh şehrinde doğmuştur. Babası Belh’in ileri gelenlerinden Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled’dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Ailesi ile birlikte önce Karaman’a gelen Mevlana, yedi yıl sonra Konya’ya gelip yerleşmişlerdir. İlk eğitimini babasının yanında tamamlayan Mevlana’da sonra Şam’da devrin ileri gelen âlimlerinden dersler almıştır.
Babası Bahaeddin Veled’in 1231 yılında ölümünden sonra, Mevlana biraz daha ön plana çıkar, halka vaazlar verir. Mevlana’nın tamamen tasavvufa yönelmesi, onun Şems ile Konya’da karşılaşması ile başlar. Mevlana, Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonra Selaheddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizi’nin yerini doldurmaya çalışmıştır. Mevlana’nın Mektûbat’ında onun saraya ne kadar yakın olduğu çok iyi anlaşılır.
Mevlana’nın eserlerinin dönemin edebiyat dili olan Farsça’dır. Mevlana’nın tüm eserleri günümüz Türkçesine çevrilip çeşitli yayın evleri tarafından yayınlanmıştır.
Mesnevî
Dîvân-ı Kebir
Mecâlis-i Seb'a
Mektûbât
Fîhi Mâ Fîh
Hüsameddin Çelebi
İlmü'l meşayih
Sultan Veled
Divan
İbtidâ-name
Rebab-nâme
İntiha-name
Maârif
Mülemmâ
Ulu Arif Çelebi
Divan
Fahreddin-i Irakî
Uşşak-name
Lemeât
Divan
Ahmed-i Rûmi
Seyfeddin Fergânî
Divan
Yusuf-i Erzincânî (H.690/1291)
Hâmûş-name
Abdülmü'min el-Hûyî
Münşeat
Abdülaziz-i Farsi (H.710/1310)
İlmihal
Ahmed Feridun Sipehsalar (H.690/1291)
Risale-i Sipehsalar be-menakib-i Hudaven
Ebubekr Sadr ez-Zeki el-Konev (H.686/1287)
Ravzatü'l-küttab ve hadîkatü'l-elbâb
Yunus Emre ( H.720/1320)
Divan
Nesayih
Hakim Bereket
Tuhfe-i Mubârizî
Hülasa der ilm-i tıb
Tabi'at-nâme
Mu'cizât-ı Nebi
İbn Bîbî (H.679/1280)
Yazar hakkında pek fazla bilgi olmamakla birlikte onun hakkında bilgiyi yazdığı eserinde buluyoruz. Babası Cürcan’ın ileri gelen ailelerinden birine mensup Mecdeddin Tercüman annesi ise El-Bibi el-Müneccime’dir. Annesinin adında anlaşılacağı gibi müneccimlik sanatı ile ün yapmıştır. Babası da Harzemşah Alaeddin Muhammed’in sahip divanlığını yapmıştır. Nasıreddin Hüseyin b. Muhammed b. Ali er-Ca’feri el-Rugadi kısa adıyla İbn’el Bibî el-Müneccime ya da İbni Bibi, Anadolu Selçuklu devleti tarihi hakkında en önemli eserlerden El-Evâmiru'l- Alâiye fî umûri'l-Alâiye’yi Şehname’ye çok yakın bir dilde yazmıştır; özellikle savaş betimlemeleri, eğlence meclisleri tamamen Şehname’nin bir uzantısıdır. Eser günümüz Türkçesine çevrilerek yayınlanmıştır.
El-Evâmiru'l- Alâiye fî umûri'l-Alâiye
Kerîmüddin Mahmûd-î Aksarâyî
Aksarayî’nin hayatı hakkında çok fazla bilgiye sahip değiliz. Onun hakkındaki bilgilere yazdığı eserden ulaşabilmekteyiz. Tarihi ve edebi kaynaklar da Aksarayî’den bahsetmezler Eserinde verdiği bilgilere göre kendisi uzun bir süre devlet görevinde bulunmuştur. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonraki birçok olaya bizzat tanık olmuştur. Bu yönüyle Aksarayî’nin eseri İbni Bibi’nin devamı niteliğindedir. Aksarayî, eserini devlet hizmetini bıraktıktan sonra yetmiş beş yaşlarında kaleme almıştır. Eser günümüz Türkçesi ile yayınlanmıştır.
Müsâmeretü'l-ahyâr ve müsâyeretü'l-ahbar
Muhammed b. Ali er-Râvendî
Râhatü's-sudûr ve âyetü's-sürûr 603/1206
Kadı Ahmed en-Nigîdî
El-veledü'ş-şefik
Tezkiretü'l-meşayih
Nasıreddin-i Sivasî
Melhameye dair
Nasıreddin Vaiz-i Tokâdî
Fütüvvet-nâme 689/1290
İşrâkât 699/1300
Sıraceddîn Mahmud el-Urmevî
Mücmelü'l-hikmet
Metâli'u'l-envâr
Abdulah el-Konevî
Şerhü'l-menâr
Alaeddin Konevî
Şerhü't-ta'arruf fî husni't-tasarruf
Fakih Ahmed
Evsâf-ı Mesâcid-i Şarîfe
Çarh-nâme
Mahmud-i Tokâdî
Dânişmend-nâme
Aşık Paşa
Garib-nâme
Fakr-nâme
Vasfi hâl
Hikaye ve Kimya Risalesi
Ahmed-i Gülşehrî
Ebu'l-izz el-Cezerî
Letâif
Ebu Ca'fer Muhammed el-Berzâ'i
Ravzatü'l-Mürîdîn
Muhammed b. Hatîb-i Farsî
Fustâtü'l-adâle fî kavâidi's-saltana 683/1284
Hatîb-i Farsî
Esed b. Umer b. Esed b. Ali es-Sâvî
Mahmud b. Mes'ud b. Ahmed b. Umer b. Burhan
Sîretü'n-Nebî
Şayyad Hamza
Yusuf ve Züleyha
Hâzâ dâstân-ı Sultan Mahmud
Muhammed b. Ali
Ebu'l Ferec
Tarih-i Ebu'l-Ferec
Amidî
Zencânî
Ünsî
Selçuklular Şehnamesi 785
Ahmed-i Eflâkî
Menâkibu'l-ârifîn
Cemâleddin el-Vâsıtî<
Şihâbuddin Çoban
Tercüme-nazmu'd-dürer
Gıyasî (I.Gıyaseddin Keyhüsrev)
Divan
Ebu'l Ferec Gregori
Tarîh-i Ebu'l Ferec
Urfalı Matteos
Vekâyî-nâme
Mihael el-Malatî
Hâtırât
Bedreddin-i Nahşâbî
Şemseddin-i Tiflisi (Sivasi)
Rubailer
Kadı Ahmed-i Kâni'î
Kelile ve Dimne 658
Selçuklular Şehnamesi
Yahya b. Mahmud
Muhammed b. Mahmud el-Hatîb
Muhammed b. Mes'ud
Şihâbeddin-i Konevî
Elvan Çelebi
Menakıb
Suriyeli Mihael
Ebû Hanife Abdülkerim
Mecma'u'r-rubaiyât
Nizâmi-i Gencevî
Mahzenü'l-esrâr
Yusuf b. Sa'id-i Sicistânî
Duhter-i Sâlâr (Musullu)
İshak b. Murad
Bedreddin
Berzâ'î
Hâce Dehhânî
Selçuklular Şehnamesi
Sa'îdeddîn-i Fergânî
Nizameddin Ahmed-i Erzincânî
Feth- nâme
Lü'lü-i hûşâb
|