"Dünyanın her yerinden insanların rahat ve huzur aramak için binbir umutla geldikleri, bir yuva olarak seçtikleri Konya şehrini hisar süsünden mahrum bırakmak hata olur. Her ne kadar haşmetimiz dünyanın etrafını saran bir sur olsa da zamanın dönmesi aynı kararda olmaz."
Sultan Alâeddin Keykubad, Konya
Anasayfa » Anadolu Selçuklu Çalışmaları » Kazılar » Kubad Abad Sarayı Kazıları

Kubad Abad Sarayı Kazıları

Kubadabad'ın kazıları 1949-50 yılları arasında Mehmet Önder ve Zeki Oral'ın keşifleri ile başlamıştır. Selçuklu devri tarihçilerinden İbni Bibi'nin eserinden faydalanılarak Beyşehir sahilinde bugünkü Hoyran köyünün 3 km açığında yer almaktadır. Kubadabad'ın irili ufaklı çeşitli bina kalıntıları içerdiğini fark eden Oral, en büyük ve özellikleri anlaşılacak kadar düzgün durumdaki iki tanesini Büyük Saray ve Küçük Saray olarak tanımlamış ve planlarını çizmiştir.

 

Prof. Dr. K. Otto-Dorn, 1965 Ağustos ve Eylül'ünde Mehmet Önder'le anlaşarak Kubadabad'da ilk gerçek bilimsel kazıyı başlatmıştır. Bu aynı zamanda Türkiye'de, esas amacı Türk kültürüne yönelik arkeolojik çalışma olan ilk profesyonel ve tam teşekküllü kazıdır.

 

1965 yılı kazıları Büyük Saray'da yoğunlaşmıştır. Burada alçı dekorasyon ve çini buluntuları önemli ölçüde in situ olarak ele geçirilmiştir. 1966'da Büyük Saray'ın açılmasına devamla birlikte Küçük Saray'da da sınırlı ölçüde kazılara girişilmiştir. 13 yıl ara verilen kazılara 1980'de başlanıp, kazı başkanı olarak Prof. Dr. Rüçhan Arık önderlik etmiştir. Çalışmalarda hem karada hem göldeki çevrenin örenleri, kalıntıları, yüzey araştırmaları düzenlenmiştir. İrili ufaklı 20 dolayında ada bulunan gölde, tarihöncesine uzanan tek tük buluntularla birlikte Roma, Bizans ve Selçuklu kalıntıları saptanmıştır. Gerek göldeki adalara, gerek çevredeki yaylalara dağılmış köşkler hep Kubadabad'la bağlantılıdır. Bunlardan Kız Kalesi denen adayla, yayladaki Malanda, saray kompleksi ile ilişkisi sanat açısından da en belirgin olanlardır.

 

BÜYÜK SARAY

 

Kubadabad kompleksinin en büyük yapısı, sitenin en kuzeyinde, 50x55 m kadar genişlikte ve göle uzanan bir teras üzerine kurulmuştur. Teras göle bakan doğu tarafında güçlü bir istinat duvarına dayanmaktadır. Terasta kuzey sur olmak üzere 50x35 m dolayında doğuya uzanan bir dikdörtgen taban üzerine Büyük Saray binası oturtulmuştur. Kabataslak üç ana bölüm ayırt edilebilir. Batıda külliye alanı içine doğru yayılan avlu, ortada kapalı saray binası ve doğuda göle uzanan teras. Avlunu içinde kuzeydoğu köşesinde bina ile sura yaslanan kare prizma sayılabilecek ince kule gibi bir yapı yıkıntısında, künklerden çok farklı, çağdaş madeni borular gibi çok düzgün ve ince toprak boruların düşey doğrultuda yerleştirildiği görülmüştür.

 

Avluya açılan, portal artığı sandığımız kaideli açıklıktan binaya girince, bir orta giriş odası ve iki yan odadan oluşan giriş bölümüyle karşılaşırız. Soldaki birinci odada kazılar sonucu, sonraki dönemlerde yapılmış olduğu sanılan garip bir tuğla sedir, pişmiş toprak borulardan bacası olan soba gibi çok büyük bir küp ortaya çıkmıştır. Soldaki ikinci oda, Kubadabad kazılarında ilk çarpıcı buluntuların ortaya çıktığı yerdir. Yüksekliği 1,5 – 2 metreye yaklaşan in situ çini kaplamalar ilk burada çıkarılmış, o sayede çinilerin yerleştiriliş biçimi de anlaşılmıştır. Sarayın taht salonunun yanındaki odada çok sayıda ‘fil gözü' denen yuvarlak deliklerin kafes gibi açıldığı alçı pencere şebekesine tutturulmuş renkli cam kırıkları çıkarılmıştır. Eyvan tabanı salondan 35 cm kadar daha yüksek olup, tuğla döşeli bir podyum gibidir. Salonun güneybatı köşesinde yine çok kaliteli pişmiş toprak boruların düşey doğrultuda yerden çıktığı görülmüştür. Herhalde burada selsebil ve su oyunları sergileyen havuz gibi bir kuruluş yer almaktaydı. Tören salonunun güney kenarındaki kapıdan girilen oda bir duvarla ikiye bölünmüştür. Bu mekân tuvalet, yıkanma yeri gibi ıslak kullanım mekânı olması gerekir.

 

Prof. Dr. Otto-Dorn'un kazısında, Büyük Saray'ın kuzeydoğu köşesinde son derece ilginç ama her zamanki ancak kırık, ufak, 14x18 cm boyutlarında bir figürlü taş parçası bulunmuştur. Alışılmadık biçimde kabartma değil de, oluk gibi, adeta kalıp hazırlamışçasına çukur olarak işlenmiş, bu kadar küçük parçadan; bu malzemeden klasik Selçuklu figür üslubunu yansıtan, dehşet verici ağzını açmış, sivri kulaklarını dikmiş bakmakta olan bir ejder başı olduğu anlaşılmaktadır. Kapalı yapı kısmının kuzeydoğu köşesinde divan denilen odadan terasa açılan kapının eşiğinde çini mozaik artıkları bulunmuştur.

 

KÜÇÜK SARAY

 

Otto-Dorn'un bilimsel başkanlığında ve yine Mehmet Önder'in işbirliği ile sürdürülen 1966 yılı çalışmalarında ilk kez girişilen Küçük Saray kazısı, yapının içindeki toprağın kaldırılmasıyla başlamış, plan özellikleri ortaya çıkarılmış, daha sonra da bu çalışmalar bir rapor halinde yayımlanmıştır. Kubadabad'da 1965-66 yıllarında çalışan Otto-Dorn'un 1966 yılında Küçük Saray'da yürüttüğü kazı ve araştırmalar sonucunda belirlenen mimari biçim şöyle özetlenebilir: Kareye yakın, oldukça muntazam bir plan gösteren yapının dış yüzleri düzgün yontma taşlarla kaplıdır. Bugün ancak doğu ve batı yüzlerinde, çok az sayıda görebildiğimiz bu kaplama taşları, zaman içinde köylüler tarafından koparılarak kendi inşaatlarında kullanılmak üzere götürülmüştür.

 

Küçük Saray'ın güney cephesinin batı ucunda sivri tonozlu bir giriş eyvanı yer alır. Bunun dip duvarında açılan ana kapının zemine yakın kısmında, geometrik örgülü bir çerçeve bordürü kalıntısı, Otto-Dorn'nun yayınladığı fotoğraflarda görülmektedir. Bu giriş eyvanı şeklindeki mekânın zemininde bordürün küçük bir kısmının sağlam durumda kaldığı belirlenmiştir. Taht mekânı olan eyvan ile önündeki şeref avlusu veya salonundan oluşan bir eksenin iki yanında diğer mekânları yerleştirmekle sağlanan mimari kompozisyon Büyük Saray'da olduğu gibi burada da karşımıza çıkmaktadır.

 

1998'de göçük kütlesi çevresinde yapılan kazıda çok harap olan doğu duvarına dayanak sağladığı için belli bir kısmı bırakılmıştır. Asıl toprak zeminle karışmış göçük kütlesinde sondaj yaparak 2 m kadar aşağıya temel seviyesine inilmiştir. Küçük Saray'ın kuzey duvarına dıştan yaslanarak ağırlık veren moloz ve toprak yığınının dar bir şerit halinde ve belirli seviyeye kadar temizliği yapılırken, yapının kuzeydoğu köşesine kadar uzanan son derece düzgün kesme taşlarla kaplı bir duvar kalıntısına rastlanmıştır.

 

Duvar kalıntısının çevresi dikkatle temizlenirken, kuzey uçta iki düzgün basamak taşı belirmiş ve bu duvarın aslında bir merdiven kaidesi oluşturduğu anlaşılmıştır. İlginç olan, bu kaidenin doğu ve batı yüzlerinde ikişerden dört zıvana deliği bulunmuş olmasıdır. Küçük Saray duvarına yakın bir yerde, kayalık zeminin hemen üzerinde çamur harçlı, moloz taşlı duvar parçalarına rastlanılmıştır. Kazı alanında bu duvarların yer aldığı seviyede bol miktarda sırsız seramik parçaları, çakmak taşları, obsidyenler, parlak perdahlı üzerleri boyalı ince sert seramik parçaları, ocak kalıntıları ile 3.5 metreye yakın bir derinlikte, kayalar arasına yerleştirilmiş, kırık durumda iç içe iki küp içinde bir bebek iskeleti gibi ilginç buluntular ortaya çıkmıştır.

 

1993 yılı çalışmalarında sürpriz buluntular elde edilmiştir. Bir köşede toprak üzerine uzanmış bir kadın iskeleti bulunmuştur. Yarı hoker denilebilecek şekilde hafifçe dizlerini bükmüş, ayak bileğinden sonra ki kısmı Selçuklu kuşatma duvarı altında kalarak yok olmuş, diğer kemiklerinin ise hiçbiri dağılmadan yerlinde yerinde kalmıştır. Üzerinde ve çevresinde takılar bulunmuştur. Kafasında in situ olarak şakak hizasında kurşun ve bakır alaşımından yapılmış bir saç iğnesi ve iskeletin bileklerinde bakır alaşımlı iki bilezik bulunmuştur.

 

1996 yılı çalışmalarında Küçük Saray'ın güneybatısında, kuşatma duvarlarının kesiştiği yerde, anıtsal bir giriş kuruluşunun kalıntılarıyla karşılaşılmıştır. Anıtsal kapının eşik taşının bir kısmı sağlam kalabilmiştir. Küçük Saray avlusunda, güneydeki sura paralel uzanan duvar temeline benzeyen yapısal bir kalıntı ele geçirilmiştir. Üzerinde boydan boya hatıl boşluğu gibi, paralel bir çift kanal uzanmaktadır. Ancak içlerinde ahşap izi yoktur. İki yanında dövme demir mıhlar in situ olarak dizilmiştir. Ayrıca Küçük Saray'ın avlusunda çoğu tahrip olmuş taş döşeme izlerine de rastlanmıştır.

 

KIZ KALESİ

 

Kubadabad Sarayı külliyesine bağlanan yapılardan biri de kız kalesidir. Bir adada yer alan bu kalenin güneydoğu kıyısı boyunca sıralanan hücrelerin bazılarının toprak ve göçüğü boşaltılmış, kuyuyu andıran bir su tesisi ortaya çıkarılmıştır. Buranın bir su terazisi veya su dolabı gibi mekânizması bulunan bir kuyu olduğu düşünülmektedir. Güneybatı uçta yer alan mekân grubunda kazı sonucunda soyunmalık, ılıklık, sıcaklık, külhan gibi bölümler ve cehennemlik gibi altyapı kuruluşuyla küçük bir hamam ortaya çıkarılmıştır. Küçük ve basit olmasına karşılık ılıklık kısmı duvarlarında in situ yıldız-haç çiniler bulunmaktadır. Haç biçimli levhalar, turkuaz şeffaf sır altına siyah renkli palmetler, yıldızlar ise renksiz şeffaf sır altına çift başlı kartal figürleri içermektedir.

 

Hamamın kuzeydoğusunda kemerli bir niş kalıntısı önünde, üzeri taş levhalarla kaplı suyla ilgili bir konstrüksiyon bulunmuştur. Hamamda in situ bulunan çift başlı kartallı çiniler dışında, dökülmüş çiniler ve çini mozaik parçaları bulunmuştur. Adadaki kazılarda bulunan en ilginç örnekler çapı 17 cm , kalınlığı 2 cm ölçülerinde küçük boyutlu yıldız ve haçlardır. Bu küçük yıldız ve haçlar aynı zamanda desen ve renk açısından da alışılan büyük boyutlardan fark gösterir. Büyüklerin aksine küçük haçlar krem zeminli, renkli desenli ve şeffaf sırlı, yıldızlar siyah desenli, turkuaz şeffaf sırlıdır.

 

Kız Kalesi'nde bu küçük çiniler arasında en önemli örnek grifon figürlü kırık bir yıldızdır. Stilize yapraklı kıvrık dallardan bir zemin üzerine yerleştirilen grifon, kartal başlı ve aslan gövdelidir. Kız Kalesi'nde küçük parçalar halinde bulunan seramiklerin çoğu sırlıdır. En çok sgrafito tekniğine rastlanmaktadır. Karada olduğu gibi burada da bazı seladon parçaları bulunmuştur. Fakat en değerli ve sürpriz buluntu 1980'de yüzey araştırmasında, kayaların üstündeki toprak yüzünde bulunan bir altın sikkedir. Bu bir Bizans parasıdır. Bizans imparatoru II. Konstanz'ın adını ve portresini taşımaktadır.

 

1983 yılındaki kazılarda pek çok fresk parçası bulunmuştur. Bu fresk parçaları çok ufalanmış durumda ele geçirilmiştir. 1984 kazı mevsiminde ise harç döküntüleri arasında insan yüzü resimli bir fresk parçası bulunmuştur ve en altta görkemli bir mozaik döşeme taban gün ışığına çıkarılmıştır. Tüm bu gelişmeleri arkeoloji ve tarih açısından birleştirip değerlendirdiğimizde buranın duvarları freskli, tabanı mozaik döşemeli küçük bir Bizans kapellası olduğu anlaşılmıştır. Çıkan fresklerin üslup ve kalitesi de o küçük parçalardan anlaşıldığı kadarıyla oldukça yüksek ve klasik denilebilecek bir düzey gösterir.

 

MALANDA KÖŞKÜ

 

Anadolu Selçukluları döneminde I. Alâeddin Keykubad zamanında veziri Sadeddin Köpek tarafından yaptırılmış ve çiftlik köşkü olarak da kullanılmıştır. Yapılan kazılarda köşkün göle bakan yüzünde iki geniş boru akışı bulunmuştur. Araştırmacılara göre bu boruların Kubadabad sarayına kadar döşenmiş olduğu ve borulardan birinden buz gibi doğal kaynak içme suyu, diğerinden de süt akıtılarak Kubadabad sarayına ulaştırıldığı belirtilmiştir. Ayrıca burada ilk kez bir Selçuklu tuvaleti ile karşılaşılmıştır. Yapının duvarları moloz ve kaba yontu taşla, yığma tekniğinde inşa edilmiştir. Kapı kemeri, tuvalet duvarı ve zeminde tuğla kullanılmıştır.

 

Kubadabad sarayında ve Kız Kalesi'nde olduğu gibi burada da aynı niteliğe sahip çiniler bulunmuştur. Bunlar sır altına; insan ve hayvan figürleri, geometrik ve bitkisel desenler resmedilmiş yıldız formlu çini parçalarıyla, haç biçimli çinilerin parçaları ve turkuaz sırlı çini mozaik parçalarıdır. Bunların arasında bir yıldız çini parçası üzerinde ejder figürü dikkati çekmektedir.

 

Büyük Saray'ın çift ejderleri, Küçük Saray'da bulunan küçük çini kırığındaki ejder ile sfenksin kuyruğundaki ejder, Kız Kalesi'nde bulunan ejder, hatta Büyük Saray'da taşa oyulmuş ejder başı ve son olarak Malanda'da bulunan bu ejder figürü hep birbirine benzemektedir.

 

Sakallı bir figürün tasvir edildiği bir yıldız çininin küçük bir parçası olan diğer ilginç bir buluntu, Otto-Dorn ve M. Önder'in, Alâeddin Keykubad'ın portresi olduğunu ileri sürdükleri insan figürlü iki çiniye çok benzemektedir. Ayakta duran insan figürü ayrıntıları görünen parçalarla çeşitli kuş tasvirlerinin parçaları, Kubadabad çinilerindeki figür programının önemli bir bölümünün burada da uygulandığını göstermektedir.

 

KUBADABAD 1990 YILI KAZI ÇALIŞMALARI

 

Kubadabad 1990 yılı kazı çalışmaları Prof. Dr. Rüçhan Arık başkanlığında 4.8.1990 tarihinde başlamış ve 21.9.1990 tarihinde sona ermiştir. 1990 yılı çalışmaları Küçük Saray adı verilen yapının batısında uzanan ihata duvarının batı kenarı boyunca sıralanan plan karelerde gerçekleştirilmiştir. Mekânların bulunduğu alanların kazısı sırasında I no.lu mekânın güneybatı duvarının ihata duvarı ile birleştiği yerde bir açıklık tespit edilmiş, aynı şekilde ihata duvarından I no.lu mekâna açılan bir kapı bulunmuştur. I no.lu mekânın kazısının ilerleyen bölümlerinde kapının önünde, üzeri harç tabakasıyla kaplı kısım kaldırılmış ve altta içerisi doldurulmuş bir hacim bulunmuştur. Buranın kazısı Selçuklu devrine ait buluntular vermiştir.

 

II no.lu mekânın kazısı ise yerli tabakaya kadar devam etmiştir. Mekânın zemine yakın bir seviyesinde, güneybatı duvarında bir, kuzeybatı duvarında iki küçük açıklık bulunmuştur. II no.lu mekân da tıpkı I no.lu mekân gibi sonradan inşa edilen bir duvarla ikiye bölünmüştür. I ve II no.lu mekânlarda sonradan eklenen duvarlarla teşkil edilmiş, III ve IV no.lu mekânların içinden küçük buluntuların dışında başka bir şey çıkmamıştır. I no.lu mekânda ahşap kirişler üzerine yer yer taş, fakat esas itibariyle tuğla kullanılarak oluşturulmuş döşemesinin güneybatı kısmında tıpkı tuvalet kısmını andıran açıklık bulunmuştur. II no.lu mekândan çıkarılan küpten başka ise bu yıl da Selçuklu devrine ait çini mozaiklerle birlikte sır curufları ve cam parçalar da bulunmuştur.

 

1990 yılı buluntuları arasında Selçuklu devrine ait sıraltı ve lüster tekniğinde çini mozaikler yer almasına rağmen asıl ağırlığı sırlı ve sırsız seramikler teşkil etmiştir. Bunlardan en dikkat çekeni balık figürlü tabaktır. Sık gözenekli, krem rengi çini hamuruyla yapılmış zarif tabak, parçalanmış şekilde ele geçirilmiştir. İç tarafında kenar bordürü iki sıra yapraklı bir dal motifiyle kaplanmıştır. Tabağın içinde ise, stilize haş haş dallarıyla çerçevelenmiş simetrik balık figürleri görülmektedir.

 

Bir diğer tabak parçası da çini hamuruyla yapılmıştır. Ağız kısmı geniş, derince bir kaseye ait olduğu anlaşılan parçanın üzerinde, sıratlına işlenmiş kıvrım dallı stilize bitkisel kompozisyonlar göze çarpmaktadır. Bulunan seramiklerin çoğu ya krem renkli hamurlu ya da kiremit kırmızısı hamurludur. Bunların üzerinde sıraltı, akıtma, slip, champlevee tekniklerinde geometrik ve bitkisel motifler bulunmaktadır. Renkler yeşil, turkuaz, sarı ve kahverenginin tonlarıdır.

 

1990 yılı kazısında bulunan camların bir kısmı şebekeli pencere camları olmalıdır. Metal buluntular arasında ise makas, cımbız, ok ve mızrak uçları, bıçak, çiviler ve kapı zembereği aksamı bulunmuştur.

 

KUBADABAD 1995 YILI KAZI ÇALIŞMALARI

 

1995 yılı Kubadabad kazıları Prof. Dr. Rüçhan Arık başkanlığında 27.7.1995 tarihinde başlamış ve 16.8.1995'te sona ermiştir. Çalışmaların bu yıl ki bölümü Küçük Saray adlı yapının güneybatı tarafındaki sahada yoğunlaşmıştır. Kazı sırasında toprağın içinden ve gölcüklerin arasından Eskiçağ'a ve Selçuklu dönemine ait sırsız seramik parçaları ele geçirilmiştir. Açmalardaki çalışmalar sonucu Küçük Saray'ın batısında kuzey-güney doğrultusunda uzayan ihata duvarı ile buna paralel uzanan setin devamı ortaya çıkarılmıştır. Açmaların kazısı sırasında doğuda farklı ölçülere sahip yedi tane düzgün kesme taş ortaya çıkarılmıştır.

 

Çalışmalarda açmaların kazısı sırasında küçük buluntu olarak döküntü halinde Selçuklu dönemine ait çini parçaları, sırlı ve sırsız seramik parçaları ele geçirilmiştir. Güneybatı tarafını kaplayan alanda ise taban döşeme izlerine rastlanılmıştır. Bu açmaların kazısı sırasında toprak içerisinden küçük buluntu olarak Eskiçağ ve Selçuklu dönemine ait sırlı ve sırsız seramik parçaları ile çok az miktarda çini parçaları ele geçirilmiştir.

 

KUBADABAD 1996 YILI KAZI ÇALIŞMALARI

 

1996 yılı kazı çalışmaları 29 Ağustos – 18 Eylül tarihleri arasında Prof. Dr. Rüçhan Arık başkanlığında yapılmıştır. Bu yıl ki çalışmalarda, geçen yıllarda büyük bir bölümü ortaya çıkarılan dikdörtgen mekânın kazısına devam edilmiş ve zemine ulaşılmıştır. Bu mekânın taçkapı ile irtibatlandırıldığı ancak buraya girişin sağlandığı hiçbir açıklık bulunamamıştır. Çalışmalarda Küçük Saray'ın ihata duvarları ile çevrili avlusuna girişi sağlayan anıtsal bir taç kapıya ait duvar kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Taç kapıya ait eşik taşını bir bölümü de in situ halinde günümüze kadar ulaşabilmiştir.

 

Kazı sırasında taç kapı eyvanının bulunduğu bölüm içinde bu bölümün duvarlarına ait olan düzgün kesme taşlar da ele geçirilmiştir. Bu taşlar altında parçalanmış bir küp içerisinde eski çağa tarihlenen ve bir çocuğa ait olduğu belirlenen kemikler ele geçmiştir. Bu bölümün kazısında kırık ve bütüne yakın çeşitli çiniler ile sırlı ve sırsız seramik parçaları ele geçmiştir.

 

KUBADABAD 1997 YILI KAZI ÇALIŞMALARI

 

1997 yılı çalışmaları Prof. Dr. Rüçhan Arık başkanlığında 15 Ağustos – 5 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu yılki kazı çalışmalarında Küçük Saray'ın güney ve güneybatısındaki bölgelere yoğunlaşılmıştır. Geçen yıl tespit edilmiş olan Küçük Saray'ın güneybatısındaki saray avlusuna girişi sağlayan büyük taç kapı kalıntısının, güney kenarındaki duvarların nasıl oluştuğunu daha iyi anlamak için bazı plan kareler kazılmıştır. Küçük Saray'ı güneyden kuşatan ihata duvarının taç kapıyla birleştiği bu plan kareler içerisinde, duvarın daha kalın olarak yapıldığı ortaya çıkarılmıştır. Kapı eşiğinin altında ise sarayın su tesisatıyla bağlantılı künkler tespit edilmiştir.

 

Kazı bitiminde zeminden yaklaşık 2.20 m aşağıda ana kayaya ulaşılmıştır. Bu mekânın kazısı sırasında bol miktarda çini, sırlı ve sırsız seramik ve cam parçaları ele geçmiştir. Bu sırlı seramiklerden biri çok değişik bir süslemeye sahiptir. Yeşil sırlı olarak yapılmış olan bu seramiğin üzerinde kabartma olarak insan yüzü yer almaktadır. Ayrıca devşirme olduğu anlaşılan süslemeli taş parçaları da bulunmuştur. Bu yıl ayrıca restorasyona esas teşkil etmek üzere Küçük Saray ve çevresinin ayrıntılı rölövesi alınmış, plan, dört cephe ve kesitler çizilerek restitüsyon çalışmalarına başlanmıştır.

 

KUBADABAD 1998 YILI KAZI ÇALIŞMALARI

 

Prof. Dr. Rüçhan Arık başkanlığında 17 Ağustos – 9 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmalarda Küçük Saray'ın doğusunda kalan ana duvarın kuzeyinde ve güneyinde birer pencere bulunduğu mimari durumdan anlaşılmasına karşın, doğu cephe ortasındaki açıklığın pencere ya da kapı olması konusunu aydınlatmak için burası temizlenmiş ve açıklık tabanının eyvan tabanı ile aynı düzlemde olduğu tespit edilmiştir. Fakat burada bir kapı olmasına rağmen kapının nereye açıldığı tespit edilememiştir. Buradan harçla karışık çini mozaik, yıldız ve haç kolu formlu çiniler altta kalmak üzere, üst bölümünün kiremit harç ve tuğladan oluşan bir tabaka ve onun üzerinde humuslu toprak tabakası çıkmıştır. Tespit edilen kapı açıklığının dış cephesinin duvar yüzeyinde herhangi bir duvar izine rastlanmaması bu kapının bir mekâna açılabileceği ve bu nedenle de ancak dışa açılan ve belki de ahşap destekli bir balkon olduğu anlaşılmıştır. Bu konudaki restitüsyon çalışmaları diğer kazılarda devam edecektir.

 

KUBADABAD 1999 YILI KAZI ÇALIŞMALARI

 

1999 sezonunda Kubadabad kazı çalışmaları 3- 20 Ağustos tarihleri arasında Prof. Dr. Rüçhan Arık başkanlığında yapılmıştır. Çalışmalarda Küçük Saray ile Büyük Saray'ı birbirine bağlayan seki biçimindeki yolun bir bölümünün daha açılarak iki yapı arasındaki bağlantının aydınlatılması konusuna ağırlık verilmiştir. Küçük Saray'ın bulunduğu alanı batı tarafından sınırlayan ihata duvarı boyunca Büyük Saray'a doğru devam eden seki biçiminde yükseltilmiş ve devrinde düzgün kesme taş ile döşeli yolun, Büyük Saray'ın güney köşesi yakınında kuzeydoğuya doğru kırılma yaptığı kesimde kazıya girişilmiştir.

 

Eğime uygun olarak çalışma sırasında, külliyeyi sınırlayan sur duvarı hizasına kadar devem eden yangın tabakasının altında kiremit, tuğla ve beyaz kireç harcı parçalarından oluşan tabaka bulunmaktadır. Temel seviyesine kadar tahrip olmuş durumdaki dört köşeli mekânın güneydoğu cephesindeki alanda ilginç sayılabilecek kalıntılara ve küçük buluntulara rastlanmıştır. Bunun önünde çevresi kireç harçlı taş kalıntılarıyla kuşatılmış küçük bir alan ve bunun güneydoğu kenarına bitişen künklü bir su şebekesi bulunmuştur.

 

Çalışmalarda çarpık dikdörtgen mekânın kuzeydoğu kenarı ile sur duvarı arasında tuğla malzemeli bir kuruluşun kalıntıları ile karşılaşılmıştır. 1999 kazı mevsiminde çalışılan alanda ele geçirilen küçük buluntularda: tabakalaşmaya uygun olarak bol kiremit ve tuğla kırıklı, harç döküntülü tabakanın altında ele geçirilmiştir. Özellikle su kuruluşu kalıntısının önünde çok sayıda sağlam ve parçalar halinde turkuaz sırlı çini mozaik bulunmuştur. Bunların yanında tek tük sıraltı tekniğinde yıldız ve haçvari çini fragmanlarına rastlanmıştır. Bunların biraz ilerisinde lüster teknikli bir yıldız çini parçası da dikkati çekmiştir. Ayrıca kazılarda sırlı seramik, paslanarak deforme olmuş iki çivi, dairesel formda bir tuğla mozaik ve dairesel formlu pencere camına ait parçalar bulunmuştur.

 

KUBADABAD 2000 YILI KAZI ÇALIŞMALARI

 

24 Ağustos – 7 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilen kazıya Prof. Dr. Rüçhan Arık başkanlık etmiştir. Bu yılki kazılarda küçük parçalar halinde çini ve çini mozaiği ile sırlı ve sırsız keramikler bulunmuştur. Açığa çıkarılan çinilerin sırları büyük ölçüde tahrip olmuştur. Bunların üzerinde çift başlı kartal figürü olduğu anlaşılmaktadır.

 

KUBADABAD 2001 YILI KAZI ÇALIŞMALARI

 

15 Ağustos 2001'de başlanılan kazıya Prof. Dr. Rüçhan Arık başkanlık etmiştir. Küçük Saray'ın kuzeydoğu cephesi boyunca uzanan alandaki kazı sırasında zemin seviyesinin hemen altında ortalama 110 cm çapında bir ocak veya fırın kalıntısına rastlanmıştır. Üst kısımları mevcut olmayan kalıntının içinde kül atıkları tespit edilmiştir. Küçük Saray'ın kuzeydoğu tarafında eyvanın dışa açılan kapısının hemen önünde bir merdivene ait olması muhtemel temel kalıntısı belirlenmiştir. Ayrıca Küçük Saray'ın cephesinden düşmüş olan alçı, çini ve çini mozaik parçaları ele geçirilmiştir. Burada en ilgi çekici buluntu küçük fresk parçaları olmuştur.

 

Büyük Saray'da yapılan kazılar ise oldukça verimli sonuçlar vermiştir. Büyük Saray'ın avlusunun güneydoğu duvarına bitişik olarak bir hamamın kalıntıları açığa çıkarılmaya başlanmıştır. Büyük Saray'dan bir koridorla bu hamama ulaşılıyordu. Buradan çıkan büyük seramik boru çok ilgi görmüştür.

 

Hamamın suya ulaşımını sağlayan künklerin de bir bölümü açığa çıkarılmıştır. Devrinde duvarların çinilerle kaplı olduğu sıcaklık mekânının bazı kısımlarında in situ olarak kalabilmiş levha çinilerden anlaşılmaktadır.

 

2001 yılı çalışmalarında mimarinin dışındaki buluntuların büyük bölümünü çini parçaları ve çini mozaikler teşkil edilmiştir. Bunlar arasında, Küçük Saray'ın kuzeydoğusunda bulunan, üzerlerinde yaldız izleri mevcut tek renk sırlı çini parçaları oldukça ilginçtir. Bunların yanı sıra kullanılmamış durumdaki iki adet kurşun mühür yapılan çalışmalarda bulunmuştur.

Haberler

Selçuklular Sergisi açıldı...

İHTİŞAMLI BİR İMPARATORLUK, GÖRKEMLİ BİR MİRAS

ASYEP 360 kapsamında ilk çekimler tamamlandı!...

Altı Anadolu Selçuklu yapısının 360 derecelik iç ve dış mekan görüntüleri ASYEP sayfasında erişime açıldı

Anadolu Selçuklu Uygarlığı ve ASYEP Çalışmaları Ko...

Anadolu Selçuklu Uygarlığı, eserleri ve ASYEP çalışmalarına ait bilgiler aktarıldı.

Osmanlı Beyliği Mimarisinde Anadolu Selçuklu Gelen...

Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünü 1996 yılında tamamlayan Doç. Dr Sema GÜNDÜZ KÜSKÜ’nün yazığı eser Osmanlı mimarisinde..

XVIII. Ortaçağ ve Türk Dönemi Kazıları ve Sanat Ta...

22-25 Ekim 2014 tarihleri arasında Aydın’da, Adnan Menderes Üniversitesi Merkez Kampüsü’ndeki Atatürk Kongre Merkezi’nde, Sanat Tarihi Bölümü tarafından düzenlenecektir.

Cerrâh-Nâme...

15. yüzyılın başında yazılan/resmedilen minyatürlü bir eser olan Cerrah-name cerrahi yöntemlerden ve ağırlıklı olarak ilaç yapımı..


Tüm Haberler


Bizden Haberdar Olun!