"...sultanların sultanı, ümmetin koruyucusu, insanların koruyucusu, ülkenin hamisi, her tarafta emniyeti sağlayan, ihsanı yayan, yüce izzet sahibi, nesebi ulu, makamı temiz, fetihler sahibi, bahtiyar sultan Kılıç Arslan’ın torunu, din ve dünyanın yardımcısı Keyhüsrev’in oğlu Alâeddin Keykubad’dır."
el-Osmânî ez-Zencânî
Anasayfa » Anadolu Selçuklu Çalışmaları » Kazılar » Alanya İçkale Kazıları

Alanya İçkale Kazıları

1990 Yılı Kazısı

 

Alanya İçkalesi kazısı 17 Ağustos–17 Eylül 1990 tarihleri arasında Prof. Dr. Oluş Arık (Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü) başkanlığında yapılmıştır.

 

1986 yılında başlayan kazı çalışmaları, İçkale'nin güneydoğusunda yer alan “Saray” diye anılan bölümde başlatılmıştır. (Saray, Alâeddin Keykubad tarafından 1221-1223 tarihlerinde yaptırılmıştır.) Bu bölümün ortasında geniş bir düzlük bulunmakta; bu düzlüğün etrafını ise güneydoğudan sur duvarı, güneydoğu köşede iç yüzünde bej fon üzerine aşı boyası renkte işlenmiş iri zikzak şeklinde süslemelere sahip freskli bir burç, kuzeydoğudan yine sur duvarı ile bu duvara sonradan birleştirildiği belli olan ve zemin katı daha sonra sarnıç olarak kullanılmaya başlanmış, üst katında ise tuğla ayakların taşıdığı haç tonozlarla örtülü bir yapı, kuzeybatıdan da bir ortak koridorun iki yanına dizilmiş mekanların yer aldığı muhtelif bina kalıntıları çevrelemektedir. Düzlüğün güneybatı kenarını ise batı köşeden güney köşe istikametine doğru bir duvar, bir teras meydana getirecek şekilde sınırlandırmakta ve güney köşede sur duvarına yaslanarak sonlanmaktadır. Burcun hemen karşısında 12.yy sonu-13.yy'ın ilk yarısına ait merkezi kubbeli Bizans kiliseleri arasına konabilecek tipte küçük bir “capella palatina” (saray kilisesi) hala durmaktadır. Hristiyan “korsan krallıktan” fethedilip Selçuklu iç kalesine dönüştürülürken o krallığın kilisesinin korunması çok ilginçtir. Öyle ki burada meydana getirilen saray temel hizasına kadar yok edildiği halde bu kilise hala ayaktadır. 1986-87 yılları kazı çalışmalarında sarayın mimari dekorasyonuna ait oldukça önemli fragmanlar ile çeşitli kullanma eşyaları elde edilmiş; bu arada ilgi çekici sikke ve kurşun mühürler bulunmuş; ayrıca düzlüğün güneybatı kenarını sınırlandıran duvarın ortalarına gelecek şekilde sonraki bir dönemde payanda vazifesi görmesi için inşa edilmiş anıtsal tuğla duvar kalıntısının iç yüzünde de toprak altında bulunan bir yapı kalıntısı ortaya çıkarılmıştır.

 

Daha sonra sarayın kuzeybatısında yer alan mekanlarda kazıya başlanmıştır. Mekanlar, kuzeybatı- güneydoğu istikametinde uzanan ve bugün iki kenarında adeta portal kalıntısı izlenimi veren birer açıklık vasıtasıyla hem gerisindeki geniş düzlük ve hem de İçkale'nin esas kapısının bulunduğu kısım ile ilişkilendirilen dikdörtgen planlı bir koridorun etrafında dizilen karşılıklı üçer bölümden meydana gelmektedir. Gerek koridorun ve gerekse mekanların, vaktiyle kale kapısından gelen yolun, sarayın “kabul salonu” olması muhtemel geniş düzlük ile ilişkilendirildiği dikkate alınarak, burasının asli halini ve fonksiyonlarını aydınlatmak amacıyla başlatılan çalışmalar, 1988 ile 1989 yıllarındaki kazılarla tamamlanmıştır. Bazı mekanlara sonradan mutfak, hela ve kiler gibi fonksiyonlar verildiği anlaşılmış; bu mekanların iç ve koridora bakan dış yüzlerindeki oldukça mütevazı sayılabilecek freskli kaplamaları ortaya çıkartılmıştır ayrıca bol sayıda kurşun mühür, sikke, cam, çini, çini mozaik ve seramik parçaları da bulunmuştur. İç Kale çinileri desen ve üslup bakımından daha çok Kayseri Keykubadiye çinilerini andırmaktadır. Ayrıca Alanya ve Kubadabad tarzında insan ve hayvan figürleri işlenmiş altı ve sekiz kollu yıldız formlu çiniler de bulunmuştur. Bağdaş kuran ve yürüyen insan figürü parçaları, siren, çift başlı kartal gibi masal yaratıkları işlenmiş çinilerden, Alanya Sarayı ve Kubadabad Kız Kalesi'nde en çok dikkati çeken küçük boyutlu çinileri andıran ve Kubadabad Küçük Saray'daki turkuaz şeffaf sır altına siyah desenli özel haç grubuna akla getirenlere kadar her tipe burada rastlamak mümkündür. Ayrıca alçı oyma, kabartma ve kalıplama tekniğiyle işlenmiş duvar kaplaması kalıntıları da ilginç bir buluntu grubunu oluşturmaktadır. 1990 yılı kazı çalışmaları, sarayın kabul salonu olması muhtemel geniş düzlüğüne yöneltilmiş sarayı güneydoğudan sınırlandıran sur duvarının önündeki XII J , XII K, XI K ve XI L plan karelerinde çalışmalara başlanılmıştır. Çalışmaların bu yılki bölümü tamamlandığında XII K plan karesinde, kuzeybatı – güneydoğu istikametinde uzanan ve sur duvarına yaslanan moloz taş örgülü bir duvar kalıntısı ortaya çıkartılmış; bu duvarın da burada bir mekan teşkil etmek üzere, sonradan inşa edildiği anlaşılmıştır. Söz konusu kalıntının iç yüzüne bitişik olarak, güneybatı istikametine doğru uzanan bir duvar daha bulunmaktadır. Bu duvar yaklaşık 0.27 m yüksekliğinde, dört sıra tuğladan örülmüş; tuğlalar ¼ kaydırılıp istiflenerek boşluklara da kare ve dikdörtgen formda turkuaz çini mozaikler yerleştirilmiştir. XII K plan karesinde duvarın diğer yanında ortaya çıkartılan örtü kalıntısı sur duvarının üstündeki mevcut kalıntılar dikkate alınırsa, burada vaktiyle güneybatı- kuzeydoğu istikametinde uzanan bir tonozun bulunduğuna işaret eder. Böylelikle XI L plan karesinde ortaya çıkan ve sur duvarına bitişik olarak inşa edilmiş kare planlı ayağın da bu örtüyü takviye eden kemere ait olduğu anlaşılmıştır. Bu yılki buluntular arasında, özellikle çini ve çini mozaikler büyük bir yer tutmaktadır. Diğer buluntulardan bir gümüş sikke ise oldukça ilgi çekicidir.

 

1993 Yılı Kazısı

 

19 Ağustos 1993-15 Eylül 1993 tarihleri arasında Prof. Dr. Oluş Arık başkanlığında gerçekleştirilen çalışmalar kazı ve konservasyon olmak üzere iki şekilde yürütülmüştür. Kazıların ilk bölümünü daha önce açılan plankarelerin aralarında kalan yolların kaldırılması oluşturmuştur. Bu çalışmalar sonucunda IX-J plankaresi içinde güneydoğu-kuzeybatı yönünde devam eden duvarın VIII-J plankaresi içinde kalan ve kuzeydoğu-güneybatı yönünde devam eden duvarın VIII-J plankaresi içinde kalan ve kuzeydoğu-güneybatı yönünde devam eden duvarla birleştiği anlaşılmıştır. VIII-J plankaresi içindeki duvarın kuzeybatı cephesinde dolgu toprak seviyesinden yaklaşık 0.80 m derinliğinde in situ durumunda turkuaz çinilere kırık durumda rastlanmıştır. Bu çinilerin yerinde konservasyonları yapılmıştır. Yolların kaldırılması sonucunda ise avluyu kuzeybatı-güneydoğu yönünde kuzeydoğudan sınırlayan sur duvarına yaklaşık 3 m uzaklıkta ve kuzeybatı-güneydoğu yönünde 6 m- 6.30 m aralıklarla art arda sıralanan dört ayak ortaya çıkmıştır. Tuğla malzeme ile örülen bu ayaklar yaklaşık 1.06 m x 1.28 m boyutunda olup kuzeybatı uçta yer alanı ancak zemin seviyesindeki harç izlerinden tespit edilebilmektedir. 1993 yılı kazı buluntuları arasında en önemli malzemeyi sikkeler oluşturmaktadır. Toplam 41 etütlük sikke ele geçirilmiştir. Ele geçirilen diğer buluntular ise çini mozaik ve sırlı sırsız seramik parçalar ile çeşitli boyutlarda çivilerdir.

 

1994 Yılı Kazısı

 

İç Kale'nin güneydoğu köşesindeki “saray”ın 1993 yılında başlayan avlu kazısına bu yıl da devam edilmiş, avlunun kuzeybatıya doğru uzanan bölümlerinde çalışmalar yoğunlaştırılmıştır. 1993 yılında belli bir derinliğe kadar tesviye edilen bu sahada öncelikle plankarelerin aralarında kalan yollar kaldırılmış ve alt kattaki kalıntıların yeni durumuyla tespiti yapılmıştır. Geri kalan sahada yapılan çalışmalar sonucunda Selçuklu Sarayı'nın planı büyük ölçüde anlaşılabilir hale gelmiştir. Eski ve yeni kalıntıların plan ve cephe rölöveleri alınarak binanın restitüsyonu için geniş çaplı bir etüt gerçekleştirilmiştir. Ortaya çıkan kalıntılarda fotoğraflarla ayrıntılı olarak belgelenmiştir.

 

Yapılan kazı çalışmaları sonucunda 1993 yılında ortaya çıkartılan ve avlunun kuzeydoğu cephesine paralel olarak kuzeybatı-kuzeydoğu yönünde uzanan 4 revak ayağının temel seviyesinde kalmış izlerine dayanarak, avlunun güneybatı cephesi boyunca da uzandığı tespit edilmiştir. Böylelikle sarayın kabul salonu fonksiyonu görev avlusunun kuzeydoğu ve güneybatı cephelerinden revaklarla sınırlandırıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca avlunun kuzeybatı cephesini oluşturan kısa kenarı tarafında ortaya çıkartılan kazılara bakılırsa avlunun bu yönde de üç kemer gözüyle sınırlanmış olması muhtemeldir. Bütün bu veriler doğrultusunda Selçuklu Sarayı'nın tek eyvanlı ve üç yönden revaklarla çevrili bir avluya sahip olduğunu eyvanın iki yanında revaklara açılan birer mekanın bulunduğu ve gerideki muhtemelen sultanın ikametine tahsis edilmiş bölümlerle irtibatında bu mekanlarla sağlandığı anlaşılmıştır. Kazı çalışmaları sırasında kırıklar halinde bol sayıda çini, çini mozaik, sırlı ve sırsız seramik, çeşitli metal buluntu ve cam parçaları ele geçirilmiş.

 

1995 Yılı Kazısı

 

Alanya Kalesi'nde sürdürülen arkeolojik kazı ve araştırmaların 1995 yılı kampanyası Prof. Dr. Oluş Arık başkanlığında 1-10 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. İçkale'deki Selçuklu Sarayı'nın mimari planını tamamlamak, strüktürel elemanlarının tam ve sağlıklı bir restitüsyonu çıkartmak ve inşaat çalışmalarını tespit etmek amacıyla sarayın tören avlusu ve taht eyvanında rölöve, fotografik belgeleme ve sondaj çalışmalarına başlanmıştır. Kazı sırasında rölöve çalışmalarına ağırlık verilmiş ayrıca giriş eyvanı aksı üzerinde sondaj yapılarak burada bir havuzun olup olmadığı araştırılmıştır. Tören avlusun güneydoğu kenarında yer alan taht eyvanı zemini temizlenerek in-situ vaziyette kalabilmiş tuğla döşeme kalıntılarına ve bunların negatif izlerine ait kalıntılar bulunmuştur. Ayrıca eyvanın doğu duvarı kenarında ve döşeme seviyesinin altında su tesisatına ait kalıntı bulunmuştur. Bu kalıntının eyvan döşemesinin altında uzanan ve önceleri 1991 yılında ortaya çıkarılıp sonradan içi temizlendiğinde Bizans Dönemi'ne ait sarnıç ile bir su yolu fonksiyonu görülmüştür. Su yolunun Selçuklu inşaatı sırasında iptal olduğu anlaşılmaktadır. Bu yılki çalışmalar sırasında tören avlusunun kuzey köşesine dıştan eklenen VIII. nolu mekanın tuğla döşemesi ve içinde yer alan “havuzcuk” da ayrıntılı bir rölöve ile tespit edilmiştir. Özenli tuğla döşemesi, in-situ olarak kalabilmiş freskleri ve havuzcuğu ile bu mekan sarayın avluya geçişi sağlayan en önemli odasıdır. Çalışmalar mekanın kuzeydoğu duvarının önünde ahşap bir sedirin yer aldığını, diğer taraftan mekanın içinde üst kata çıkışı sağlayan merdiven ve yarım asma kat gibi ahşap strüktürlerin bulunduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmalara 1996 sezonunda devam edilmek üzere kazı çalışmalarına 10 Eylül 1995 Pazar günü son verilmiştir.

 

1996 Yılı Kazısı

 

3-18 Eylül 1996 tarihinde Prof. Dr. Oluş Arık başkanlığında kazılara başlanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda taht eyvanı ve tören avlusunun önünde yer alan ve bu haliyle bir ön avlu ya da teşrifat bölümü fonksiyonu gördüğü anlaşılan kalıntıların tam ve mükemmel bir restitüsyonu çıkartılabilmiştir. Bu suretle Selçuklu Sarayı'nın mimari kompozisyonu hakkında toplu bir değerlendirmede bulunabilmek büyük ölçüde mümkün hale gelmiştir. Buna göre İç Kale'nin güneydoğu köşesinde yer alan Selçuklu Sarayı'nın bu kesimde daha önceden mevcut olan Bizans Devri'ne ait sur ve bina kalıntılarından yararlanılmak suretiyle inşa edildiği anlaşılmıştır.

 

1997 Yılı Kazısı

 

Alanya Kalesi 1997 yılı çalışmaları 1-13 Eylül tarihleri arasında Prof. Dr. Oluş Arık başkanlığında gerçekleştirilmiştir. Çalışmalara heyet üyesi olarak Yard. Doç. Dr. Kenan Bilici, Araş. Gör. Leyla Yılmaz, Samsun Müzesi'nden Menderes Alan, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Anabilim Dalı ile Selçuk Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nden bir grup sanat tarihçisi ve mimar öğrenci katılmıştır. Bu yılki çalışmalarda İçkale'nin dışında ve İçkale'nin şehir suru ile bitiştiği kuzeydoğu köşesinde yer alan tanımsız bir yapı kalıntısının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Mevcut kalıntılara göre yapı, şehri kuzeyden sınırlandırarak İçkale ile birleşen ve duvar tekniği itibariyle Bizans Devri'ne ait şehir surunun, Selçuklu fethini takiben yetersiz bulunup yükseltilmesinden sonra Selçuklu Devri'nde inşa edilmiştir. İçkale suruna daha yakın konumda ve A olarak işaretlenen batıdaki mekanda çalışmalara başlanmıştır. Çalışma tamamlandığında mekanın kuzeybatı köşesinde bir kapı açıklığı ve eşiği ortaya çıkarılmıştır. Çalışmalar sırasında koridorun kuzey ucunda İçkale'nin duvarına açılmış bir kapının bulunduğu da görülmüştür. Çalışmalarda tonoz kavsi ile tuğla ayaklar arasına sıkışmış bakır bir kazan ile diğer küçük buluntular, anılan mekanın geç devirlerde konut fonksiyonu gördüğünü açıkça ortaya koymuştur. Çalışmalar sırasında Selçuklu Devri'ne ait bakır bir kazan, çok sayıda çivi ve çeşitli metal buluntuların yanı sıra ok ucu, lüle ile bitkisel dekorlu çeşitli çini parçaları ele geçirilmiştir.

 

1998 Yılı Kazısı

 

1998 yılı Alanya kazı çalışmaları 26 Ağustos–10 Eylül 1998 tarihleri arasında Prof. Dr. Oluş Arık başkanlığında yapılmıştır. 1985 yılındaki yüzey araştırması ve ölçüm çalışmalarını takiben 1986 yılında başlayan arkeolojik kazılar sonucunda İçkale'nin güneydoğu köşesinde yer alan Selçuklu Sarayı'nın harabesi tamamen ortaya çıkarılmış; bu arada zamanla tahrip olmuşsa da çini, alçı, fresk gibi çeşitli malzemelerden oluşan hayli zengin dekoratif öğeler de ele geçirilmiş. Ayrıca plan ve kesit ölçeğinde binanın iç taksimatı da her yönüyle aydınlatılmıştır.

 

1999 Yılı Kazısı

 

1999 yılı Alanya kazı çalışmaları 11 Ağustos-6 Eylül 1999 tarihleri arasında Prof. Dr. Oluş Arık başkanlığında gerçekleştirilmiştir. Buluntular arasında çeşitli kulp, kaide gibi elemanlardan oluşan sırsız seramikler ile kiremit kırıkları, kare ve dikdörtgen kesitli ve dövme başlıklarıyla korozyona uğramış muhtelif ebatta demir çivi ve mıhlar, Bizans Devri'ne ait bir bronz kandil desteği ve kimi tanımlanamayan metal objeler, sıratlı ve düz şeffaf turkuaz renkli levha ve yıldız çini parçaları, şeffaf turkuaz renkli sırlı kullanma seramiğine ait küçük parçalar, hayli bozuk durumda cam parçaları, 1 adet seladon, 5 bozuk bakır sikke ve 1 gümüş sikke bulunmuştur. Kaya bloğunun içinde ele geçirilen gümüş sikke kesildiği için zor okunabilmiştir. Yazılardan anlaşıldığına göre bir yüzünde ; “Sultan Mehmed Han Bin” diğer yüzünde “Murad Han, Novar 872” yazmaktadır. Aynı mekanın içinde ve tuğla ayağa yakın konumda ele geçirilen iki fresk parçasının bu bölüme bitişik ikinci kattan düşmüş olduğu iddia edilir. Özellikle sırlı ve sırsız kullanma seramiği örneklerinin yoğunluğu ve çeşitlerine bakılırsa, İçkale'deki Selçuklu Sarayı'nın orijinal dış kapısının da bulunduğu ön avlunun hayli dikkat çekici bir köşesinde “konuşlandırılmış” bu yapı kalıntısının vaktiyle sarayın mutfak ya da depo fonksiyonu gördüğü düşünülebilir.

 

2000 Yılı Kazısı

 

Galeri Kazısı

 

İçkale'yi kuzey kenarı boyunca sınırlandıran seyir terasının batı ucundaki üç bölümlü tonozlu mekanda 7-16 Ağustos 2000 tarihleri arasında Prof. Dr. Oluş Arık başkanlığında çalışmalara başlanmıştır. İlk aşamada mekanın zemininin sıkıştırılmış toprak dolgu olduğu saptanmış ve kazı sonucunda kuzeydoğu köşesinde bir tuğla seki ile sekinin içinde düşey konumda bir künkün açığa çıkarıldığı tespit edilmiştir. Mekanın giriş bölümünde tuğla seki ile güneye doğru ilerledikçe in situ vaziyette bir su tesisatıyla birlikte kare formlu tuğlalardan oluşan zemin döşemesi de bütünüyle açığa çıkarılmıştır. Bu kesimdeki çalışmalar bitirilmiştir.

 

Giriş Bölümü Buluntuları

 

Bu mekanlardan az sayıda sırsız kap, künk, kiremit kırıkları ve tek çini buluntuları ele geçirilmiştir. Kirli beyaz, gevşek, gözenekli hamurlu çini, krem renkli astar üzerine kobalt mavisi desenli olup şeffaf açık yeşil sırlıdır. Çini, kirli beyaz, gözenekli ve gevşek hamurlu diye Selçuklulara ait olduğu düşünülür. Ayrıca Selçuklu dönemine tarihlenen bu çininin üzerinde bir at figürünün ön ayakları görülmektedir.

 

Mekânın Batı Kanadı Buluntuları

 

Burada az sayıda 13. yy ortaları Selçuklu Devri'ne tarihlenen küçük parçalar halinde bulunan düz turkuaz sırlı seramikler bulunmuştur. Bu mekanda ayrıca tümü Selçuklu devri'ne tarihlenen çok sayıda çini ele geçirilmiştir. Bu çiniler haç kollu, altıgen ve dikdörtgen prizma, kare ya da dikdörtgen levha şeklindedir.

 

Mekânın Doğu Kanadı Buluntuları

 

Bu mekanda 13. yy Selçuklu devrine tarihlenen sıratlı tekniğinde yapılmış seramikler ortaya çıkarılmış. Buluntular arasında küçük ve form vermeyen cam fragmanlar da bulunur. Burada ele geçirilen cam buluntuların daha önceki yıllarda kazısı yapılan İçkale'deki Selçuklu Sarayı'nın cam buluntuları ile benzer özellikler göstermesi, bu türden örneklerin, sarayın parçası kabul edilebilecek diğer bölümlerde de yaygın olarak kullanıldığını kanıtlamaktadır.

 

Burç I Kazısı

 

2000 yılı programı kapsamında söz konusu alanı sınırlandıran Bizans suru ile sur çizgisi üzerinde yer alan ilk burç da (Burç I) değerlendirilmiştir. Burç I'de yapılan kazılardan bir taş mihrap çıkartılmıştır. Bu buluntu sayesinde bu yarı dairesel planlı Bizans yapısının Selçuklu devrinde de işlev gördüğü fakat sonradan mescide çevrildiği anlaşılmıştır. Ayrıca Burç I'den 13.yy Selçuklu devrine tarihlenen çiniler de ortaya çıkarılmıştır.

 

2001 Yılı Kazısı

 

Prof. Dr. Oluş Arık başkanlığında yapılmıştır.

 

İçkale Kapısında Yapılan Çalışmalar

 

Çalışmalar sırasında yüzeydeki toprağın boşaltılmasıyla mekanın doğu yarısında, kuzey girişteki eşik ile aynı katta ve yüzeyi irili ufaklı taşlardan oluşan harçlı özgün bir döşeme tabakası ortaya çıkarılmıştır. Ön avluda yapılan çalışmalarda ise Selçuklu sikkeleri ve Selçuklu dönemine ait turkuaz ve kobalt sırlı çini mozaik kırıkları, şeffaf sır altına palmet ve zikzak desenli levha çini kırıkları ve seramikler ortaya çıkarılmıştır.

Haberler


Tüm Haberler


Bizden Haberdar Olun!